Hayatta bazı gerçekler vardır ki, ilk duyduğumuzda sert gelir. Hatta kabullenmek istemeyiz.

Çünkü bize öğretilen dünya daha romantiktir: Herkes iyi niyetlidir, insanlar içten sever, yeterince iyi olursan hayat sana karşılık verir. Oysa zaman ilerledikçe insan, hayatın duygulardan çok gerçeklerle şekillendiğini fark eder. Belki de hayattaki en zor üç gerçek, insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayan gerçeklerdir.

İlk gerçek şudur:

Aile ve gerçekten yakın can dostlarınız dışında kimse sizi sonuna kadar sevmez.

Bu cümle ilk bakışta karamsar görünebilir evet ama aslında bir uyanıştır. Çünkü hayatın büyük bir kısmında insanlar siz olduğunuz için değil; onlara hissettirdikleriniz, sağladıklarınız veya hayatlarına kattıklarınız için yanınızda olur.

İş arkadaşları, çevre, sosyal ilişkiler… Çoğu bağ, şartlara bağlıdır.

İşiniz değişir, konumunuz değişir, gücünüz azalır, hayatınız zorlaşır… ve bazı insanlar sessizce uzaklaşır.

Bu durum kulağa biraz üzücü gelse de, aksine gerçek sevgiyi ayırt etmeyi öğretir bize. Az ama samimi insanın değeri, kalabalıkların geçici ilgisinden çok daha büyüktür. İkinci gerçek ise şudur:

Statünüz, görünüşünüz ve gücünüz sandığınızdan daha önemlidir. Herkes eşit olmalı düşüncesi, ideal olan dünyayı anlatır. Ama gerçek dünyada insanlar çoğu zaman algılarla hareket eder.

Nasıl göründüğünüz, nasıl konuştuğunuz, hangi konumda olduğunuz…

Bunlar insanların size nasıl davranacağını etkiler.

Tabi bunlar insanın değerinin bunlardan ibaret olduğu anlamına gelmez. Ama hayatın işleyişinde bunların bir karşılığı olduğu gerçeğini de değiştirmez. Bu gerçeği bilmek, yüzeyselleşmek için değil; kendini ihmal etmemek için gereklidir.

Kendine özen göstermek, kendini geliştirmek, bulunduğun yerde güçlü durmak… Bunlar başkaları için değil, hayatın içinde görünür ve etkili olabilmek içindir. Üçüncü ve belki de en acı gerçek ise şudur: İnsanların yargılarından çekindiğiniz için ertelediğiniz hayat, gençliğiniz gittikten sonra geri gelmez.

İnsan hayatının en büyük erteleyicisi korkudur. “Ne derler?” sorusu, çoğu hayalin önüne duvar olur.

Gitmek istediğiniz yerlere gitmezsiniz, denemek istediğiniz şeyleri denemezsiniz, olmak istediğiniz kişi için adım atmazsınız. Çünkü yanlış yapmaktan değil, görünmekten korkarsınız.

Ama zaman kimse için durmaz.

Bir gün aynaya baktığınızda, ertelediğiniz yılların sessizce geçtiğini fark eder; başkalarının ne düşündüğünün aslında ne kadar önemsiz olduğunu çok geç anlarsınız. Bu üç gerçek, insanı özgürleştiren gerçeklerdir.

Kimsenin sizi her koşulda sevmeyeceğini bilmek, kendinizi herkese beğendirme yükünden kurtarır.

Dış dünyanın algılarla işlediğini bilmek, kendinize yatırım yapmanız gerektiğini hatırlatır.

Zamanın geri gelmeyeceğini bilmek ise, hayatı ertelememeniz gerektiğini öğretir. Belki de hayatın olgunluğu, şu farkındalıkla başlar:

Herkes sizi anlamayacak.

Herkes sizi desteklemeyecek.

Herkes sizi alkışlamayacak.

Unutmayın!

Hayat, alkış almak için değil, yaşamak içindir.

Çünkü bir gün herkes kendi hayatının seyircisi mi yoksa sahibi mi olduğunu anlayacak.

Ve o gün insanın en büyük pişmanlığı, yanlış yaptığı şeyler değil; sırf başkaları ne der diye hiç yaşamadığı hayat olacaktır.

Gerçekler bazen serttir. Ama insanı büyüten de, tam olarak bu gerçeklerdir.