Tutturmuşuz bir Yılmaz Güney'dir gidiyor, daha da gidecek, gitsin bakalım.
Neden Yılmaz'a gericiler sık sık saldırıya geçiyor?
Onun üzerinden laiklik bitirilmek isteniyor da ondan.
Çünkü o solcu, çünkü Türk sinema tarihinde bir devrim, çünkü sinemada insanı onun kadar güzel anlatan yok, çünkü onda insani duyarlılık var.
Gericiler sola saldırmak istediğinde böyle üretken insanları gündeme getirip onlar üzerinden solu/devrimcileri itibarsızlaştırmaya, halktaki değerlerini düşürmeye çalışırlar, ama o değer tüm toplumu sarmıştır, çünkü o değer toplum tarafından çoktan benimsenmiş, sevilmiştir.
Ne deniyor?
Katil!
Başka?
Maganda!
Başka:
Cahil, zorba deniyor, kadınlara karşı saygısız deniyor, kadın döven deniyor.
Dahası var...
Ha bir de Yılmaz Güney'in her şeyini kutsayarak savunanlar var.
Sol hiçbir değeri kutsamaz.
Salağın biri de diyor ki, Yılmaz şeriat yanlısı olsaydı bu Cumhuriyetçiler, bu laikler, bu solcular söylemediklerini bırakmazdı.
Bu kutuplaştırıcı, bu bireyleri, toplumları düşman edici bir dil ve çok tehlikeli. Bunu ancak kirli bir akıl telaffuz eder.
Yılmaz Güney'in lümpen yanını kimse onaylayamaz, kutsamamalı.
İnsanların geçiş evreleri vardır, yani dönemleri... Çocukken yaptığını gençken, gençken yaptığını orta yaşlarında, orta yaşlarında yaptığını yaşlılığında yapmaz.
Hangimiz gençken lümpen değildik?
Hangimizin hâllerinde magandalık, kabadayılık yoktu?
Yılmaz Adana genciydi. Mesela Adana genci sadece kendisi için kavga etmez, arkadaşı için de kavgaya tutuşur, dayak atar, dayak yer, yaralar, yaralanır, hatta öldürür ve ölür.
Böyle bir iklimde yetişen biri...
Ama Yılmaz Güney kendisini eğiten ve yenileyen de biriydi. Okuma, yazma sürecine giren, düşünen, üreten biri. Kendini eğittikçe lümpenlikten kurtulan biri, bunu filmlerinde, kitaplarında, senaryolarında görürüz.
Gençliğinde kadınlara hor davranmış, şiddet uygulamış, ama bunun hiçbirini ileri yaşlarında savunmamış, hatalarını kabullenmiş.
Katilliğine gelince, "Keşke yapmasaydım, mapusta olmaz, daha güzel filmler çekerdim." diyen biri.
Hiçbir haklı neden cinayete kadar gitmemeli. Bu haklılığı haksızlığa dönüştürür.
Olay gecesi yaşananlar sıkça konuşuldu. Savcının Yılmaz'ı nasıl tahrik ettiği biliniyor, bunlar tutanaklarda var ve savcının faşist bir ideolojide olduğu da biliniyor.
Yılmaz'a küfür ettiği de gerçek. O dönemin bir genci başka nasıl davranabilirdi? Bu hakaretleri, küfürleri kaç delikanlı sineye çekerdi?
Bugün bırakın hakareti, eleştiri bile suç sayılıyor, mapusa atılma, tazminat ödeme gerekçesi oluyor iken...
Bugünden şunu demek kolay: Sakin olacaktı, kalkıp restorandan çıkacak, oradan uzaklaşacaktı.
Bir Adanalı olarak o an ben bunu yapabilir miydim?
Küfür eden, hakaret eden birine sen arkanı dönüp gidebilir miydin?
Arının yuvasına çöp sokarsan arılar saldırıya geçer, sokar.
Bir köpeği tekmelersen seni ısırır, bu canlıların içgüdüsel savunmasıdır.
Ama insanı diğer canlılardan ayıran güçlü bir farkı var:
Aklı!
İnsan içgüdüleriyle, aklıyla var olur.
Aklımızı kullanacağız.
Ne demiş atalarımız:
İtle dalaşma, çalıyı dolaş.
Bugün kadın cinayetlerini kınıyoruz, kınayacağız; biz buna erkek cinayeti diyoruz.
Ama biz daha çok erkekleri bu cinayete sürükleyen nedenlere yönelip o nedenleri üreten sermaye sistemine kızıyoruz. Cinayetin ve şiddetin nedenleri ortadan kaldırılmalı, kirlenen akıllarımız temizlenmeli. Aklı başında biri şiddet uygulamaz, cinayete yönelmez, bu kesin.
Ve aklı başında olan biri çözüm olmayan çözümlere girişmez.
Şiddetin de, cinayetin de haklı gerekçesi olamaz.
Kimse bir cinayeti savunamaz, bu cinayeti, bu şiddeti işleyen devlet olsa da. Çünkü laik insan gericilikle mücadele ederken ahlaklı olur.