Unutunca solculuğu eskiyeceğini iyi biliyordu unutanlardan. İnançlarını yediğinde de pek iyi biliyordu çürüyeceğini yiyenlerden. Pişman olanlar da iyi biliyordu kıymetsizleşeceğini pişmanlardan.

“Ben solcuyken güzelim, iyiyim insanım, ben solcuyken temizim, safım, naifim, ben solcuyken anlamlıyım, değerliyim, özelim, ben solcuyken insanım, insan gibi insanım,” dediğinde gardiyanlara, futbol oynama vakti geldiğini anımsadı.

Muhteşem futbol oynardı, o yuvarlak meşin top iki ayağının arasında ne yapacağını, ne zaman pas olarak gideceğini, ne zaman şut yiyip kaleden içeriye gireceğini bilemiyordu.

İnsan özel mülkiyeti icat etti edeli durmadan savaşıyor, durmadan ölüyor da ölüyor; ya bir dağda donarak, ya askerden kaçtığında öldürmediği için kurşuna dizilip ölüyor, durmadan talan ediliyor, durmadan kendi soyuna ihanet ediyor.

Durmadan durmadan zindanlar kuruyor, mapuslar dikiyor. Peki ne için, hayat güzelleşsin diye mi? Değil. Bir yerde mapus çoksa okul azdır, bir yerde bilim yoksa fabrika yoktur, fabrika yoksa yoksulluk vardır, hırsızlık vardır. Mapusların çokluğuyla ne hırsızlık biter, ne öldürme, ne tecavüz; bitse bitse iyi insan biter, iyilerin kökü kurur, olan da bu, dedi, şortunu ve spor ayakkabısını giymeye gitti.

“Aha da mapustayız, aha da işkencelerden geçtik, ihanetleri gördük, gördük de ne oldu, gösterdiler de ne olduğunu? Biz mapus olduk, kötülerin at oynatacakları alan genişledi, genişledi de geceleri yine uyuyamaz oldular, gündüzleri de kâbuslar görüyorlar, bizi görüyorlar, bizi gördükçe, gördükçe bizdeki güzelliği, ölmeyen güzelliği gördükçe daha beter azıyorlar,” dedi Yusuf, dedi de, deyince rahatladı, hiç bu kadar rahatlamamıştı, şimdi daha klas goller atabilirdi.

Konuştukça rahatlıyordu, içini döktükçe rahatlıyordu, yapmak istediklerini söyleyince de, olmasını istediklerini sıralayınca da rahatlıyordu. Kızınca da, küfür edince de rahatlıyordu ama sevince bir güzel rahatlıyordu, sevildiğini, sayıldığını görünce de bir güzel rahatlıyordu, ama illa ki sevmek diyordu.

Alıp başını gidebilirdi, kimsenin bulamayacağı bir yere; silebilirdi ayak izlerini, sırtını dostlarına dönebilirdi, “Alın solculuğu başınıza çalın,” da diyebilirdi ama bunu demesi için kötülüğü seçmesi gerekirdi, onda bunu yapacak kötülük yoktu. Yaparsa çürürdü, biliyordu; değersizleşirdi, biliyordu; saygısızlaşırdı, biliyordu. “O zaman ben nasıl ben olurum?” derdi. Olursa düşmanına benzerdi, biliyordu. Uzaklara baktı, gelecek olan uzaklara, yakın görünen uzaklara baktı, baktı da gördü.

“Zabitler, ırz düşmanları, hırsızlar, kadın katilleri hep ona bakıyorlardı, imrene imrene bakıyorlardı, ‘Bir insan bu kadar temiz nasıl olabilir?’ diyerek bakıyorlardı. Baktıkça da kinleniyorlardı, baktıkça kıskanıp bir kaşık suda boğası geliyorlardı ama her kötü gibi ‘Ne yapsak ne etsek de iyiden kurtulamayız,’ dediler. Her seferinde vazgeçtiler öldürmekten. Bunca vakit hep iyileri öldürdük, doymadık, içimizdeki iyileri öldürdük, ‘Bak bir iyi daha,’ dediler, uzaklara bakanı, onu gösterdiler, dönüp kendilerine acıyarak baktılar, zavallı hâllerine bir güzel ağladılar, ağladılar ama kötülükten kurtulmak için ağlamadılar.”

Kaymakamlık konağının yanında, etrafını kuşatan eli zincirli, eli muştalı, eli sustalı olanlardan birini gördü revirde; tecavüzden gelmiş, gelmiş de aklı kir bağlamış, yüreği kurum tutmuş, gözü korkak, dili zehirli, kanı beş para etmez mendebur birini ne dövmeye değer, ne itmeye değer, dedi.

Hikâyelere, romanlara, şiirlere, sinemaya konu olacak nice güzel öyküler yazmıştı eylemlilikleriyle; hepsini sevgiyle beslediği, hiçbirine haram katmadığı, kırlarda yeni fışkıran bin bir çiçekler gibi, pınardan fokurdaya fokurdaya kabaran doğal membalı, içtikçe içilmek istenen su gibi...

Geldi, çıktı 23. Koğuşa, çömeldi pencere önüne, mavi denize baktı, gemisi bol limana baktı, vızır vızır öten kara yolunu izledi, yakın geleceğini gördü, yüreğinin kökü titredi, yüzü önce aydınlandı, sonra neşelendi, sonra bir tebessüm oturdu dudaklarına. O esnada aşağıdan gardiyanın sesi yukarıya koşarak geldi, gardiyanın sesinin peşine arkadaşlarının sesi takıldı, peşi sıra kendine doğru soluk soluğa koştular.

Tahliyesin!

Tahliyesinnnnn!..

Hikâyesi asıl yeni başlıyordu, yeni hikâyelere eğlenceli yeni hikâyeler katacaktı.