İnsan eksiktir.

Bunu ışığın yalnızca bir ihtimal olduğu, sesinin yankıdan ibaret kaldığı yerde daha iyi anlar..

Bir kuyu olarak niteliyorum o yeri.

Ben de oradaydım.

Yukarı bakıyordum ama gökyüzü çok uzaktı;

sanki bana ait olmayan bir şeydi.

Düşmüş müydüm, itilmiş miydim, yoksa kendi adımlarımla mı gelmiştim… ?

Bunu ayırt edecek hâlim de yoktu.

Bildiğim tek şey, aşağıda olduğumdu.

Kuyunun dibi sessiz değildi.

Aksine insanın içini sağır eden bir gürültüsü vardı..

Kendi düşüncelerim üstüme çöküyordu. “Buradan çıkılmaz” diyen bir ses vardı içimde, oldukça ikna edici bir ses.

En tehlikelisi de buydu zaten:

Dışarıdan gelen bir karanlık değil, içeriden fısıldayan bir vazgeçiş.

İnsan eksikti çünkü gücünü unutuyordu..

Ben de unutmuştum.

Dizlerimin titrediğini, ellerimin boşluğa tutunmaya çalıştığını hatırlıyorum. Yukarı çıkmak için ne merdivenim vardı ne de bana uzanan bir el.

Sadece iradem vardı.

Ve kimse insanın iradesini, kendisi vazgeçmedikçe elinden alamaz.

Önce ayağa kalktım.

Bu basit bir hareket gibi görünür ama kuyunun dibinde ayağa kalkmak, hayata karşı alınmış bir karardır.

Sonra duvarlara dokundum.

Pürüzlüydüler, soğuktular, canımı acıtıyorlardı.

Ama oradaydılar.

Tutunacak bir şeyin varlığı, umut kadar gerçektir.

Her küçük çıkıntıyı ezberledim.

Her başarısız denemede biraz daha kanadım ama biraz daha öğrendim.

İnsan eksiktir, evet; ama inatçıdır da.

Ben düştükçe yeniden denedim.

Çünkü aşağıda kalmak, yukarı çıkamamaktan daha acıtmaya başlamıştı. Yoruldum.

Vazgeçmeyi defalarca düşündüm.

Ama şunu fark ettim: Vazgeçmek bir dinlenme değil, yavaş bir çöküştü.

O yüzden yorgunluğumu da yanıma alıp tırmanmaya devam ettim.

Yukarı çıktıkça ışık artmadı hemen.

Bu bir masal değil.

Bazen yükseldikçe daha çok karanlık gördüm.

Ama bedenim yukarıdaydı artık; bu bile yeterince güçlü bir kanıttı.

İnsan, ilerlediğini hissetmeden de ilerleyebilir.

Yeter ki durmasın.

İnsan eksiktir ama düşerken de öğrenir, çıkarken de.

Kuyunun dibinde öğrendiğim şey şuydu: Kurtuluş, bir mucize değil; ısrarın uzun hâlidir.

Kimse beni oradan çekip almadı.

Ben kendimi, kanayan ellerimle yukarı taşıdım.

Ve şimdi yukarıdayım demiyorum.

Belki hâlâ tırmanıyorum.

Ama başım yukarı dönük.

Artık biliyorum:

İnsan, kuyunun dibindeyken bile çıkabilecek kadar güçlüdür.

Çünkü azim, insanın eksik olan yerinden değil; vazgeçmeyi reddettiği yerinden doğar.