Davetliydim açılışa. Evden çıkmadan en yenileri giyindim. Saçımı taradım, kokumu sıktım. Heyecanım yeni değildi, kalbim hobbidinik hobbidinik atıyordu. Sanki davama (manitama) buluşacaktım. Gittiğim yer bir yayınevinin açılışıydı.

Abartmaları yer yer severim; o yeri geldiğinde yapılan abartma öyle bir eğlenceli olur ki, sohbetse de, yazıysa da, filmse de, karikatürse de cuk diye oturur, tadından vazgeçemezsin, her zaman o tadı arar, özlersin.

Mesela Milan Kundera aşk için şöyle der:
"Aşk sevginin abartılmış halidir."

Aşk denince en çok aklıma gelen sözlerdendir.
Aşkı aşk yapan abartılı yaşama hallerini anlarız bu sözden, ki zira hepimiz aşkı öyle abartılı yaşarız ki ölür ölür diriliriz, yemeden içmeden kesilir, arabeske veririz işi, içer içer naralar atarız, sonra zıbarır kalırız; ki kimi abartılı haller harikadır.

İltifatları sevmeyenimiz yok gibidir; bazen iltifat etmeden duramayız. Hele o sevdiğimizse, en güzel o dur, en başarılı o dur, en hak eden o dur... En’leri sevdiğimize yükleriz, çünkü en'dir o. Oysa biliriz her aklı başında insan gibi abarttığımızı. Ama bu fena halde hoşumuza gider; ne olursa olsun iltifattan geri kalmayız, kalınmamalı da.

Bu nedenle hep derim: her iltifatta abartı, her abartıda da yalan vardır.

Edebiyatın başkenti Çukurova/Adana dememde de bir abartı var mıdır?
İtiraf edeyim:
Elbette ki var!
Gerçeklik var mı?
Abartıdan daha fazla var.

Çukurova'yı tanıtırken çokça söylerim:
Orhan Kemal'in Çukurovası.
Yaşar Kemal'in Çukurovası.
Muzaffer Üzgi'nin, Yılmaz Güney'in, Demirtaş Ceyhun'un, Adnan Yücel'in, Turan Altuntaş'ın, Ozan Telli'nin, Zafer Doruk'un, Hasan H. Gündüzalp'in... Çukurova'sı diye başlarım anlatmaya. Bunu çokça yapıyoruz.

Bunun yanında sinema sanatçılarımız da bol:
Ali Şen, Aytaç Arman, Menderes Samancılar, Bilal İnci, İrfan Atasoy, Yadigar Ejder...

Ressamlarımız asla söz ardı edilemez:
Abidin Dino, Ahmet Rüstem, Mustafa Boğ, Ekrem Kahraman, Amar Kılıç...

Bereketlidir sanatı Çukurova'nın.
Sanat güzelliktir, iyidir, dürüsttür, yalansızdır.
Sanat yaşamı iyiliğe evriltir.
Ve sanat bilimle yapılır.

Belki bu özelliklerinden dolayı her Adanalı diyordur: Allah’ın adamıyız. Allah burada bir imgedir, güzelliğin imgesidir. Onu derken biz güzeliz, delikanlıyız demek ister Adanalı.

Şimdilerde Türkiye’de her kent bozulduğu gibi Adana da bozuluyor; bunun için önce Çukurova sanatı, edebiyatı yok edilmek isteniyor, bozma buradan başlandı.
Bu erezyondan çok pay aldık.
Adana’da kitap satışları azaldı.
Çıkan edebiyat dergileri bir bir kapanıyor. Maliyeti yüksek, okuyanı az. Önceleri ayda bir çıkarken dergiler, şimdilerde üç ayda bir çıkıyor. Bu gidişle altı ayda bire inecek.

Edebiyatçılarımızda da gözle görülür bir azalma var.
Yerelden evrensele uzanan edebiyatçımız çıkmaz oldu.
Bu utanç verici, bu acı verici; bu güzelliklerin, bu iyiliğin, bu dürüstlüğün kaybolması demek.

Bu kötülüğün dalgası kırılmalıydı.
Çukurova'nın evrensele uzanan bir yayınevi olması gerekiyordu.
İstanbul'un sanat sultası kırılmalı; post-modern yazarlar yerine insani, gerçekçi yazarlar çıkmalı.
Tmolos, Çağcıl yayınları bu gereksinim sonucu doğdu.
Kötücüllüğün dalgasını kırmak istiyor.

Yoksa Çukurova eski, bol sinek üreten bataklık haline dönecek.
Sıtma (Okaliptus) ağaçları boşa dikilmedi.

Çıktım!
Yürüdüm aralarında bir dirhem bir çekirdek.