Kaç zaman öyle kaldı?

En son, “Ne kadar var?” diye sormuştu.
“Allah bilir!” dedi.

Bir doktordan bu yanıtı duymak ağırına gitti, gitti de bir ömrü durmadan gözünün önünden sessizce zehirsiz yılan gibi aktı, aktı da geleceğini sağamıyordu ömrüne, yarın bitmişti, sadece sağdığı yaşanmışlıklarıydı, ele avuca gelen ne kadarı kaldıysa.

Amelelerden yana, ırgatlardan yana, gecekondulardakilerden yana, itilenlerden, yok sayılanlardan yana olmanın payını çok çok almış, almış da bu pay da hiç sevinç olmamıştı.

Sırat köprüsünde yürümek gibiydi solculuk.

Hak aramayacaksın, itiraz etmeyeceksin, grev yapmayacaksın, şükür edeceksin, yoksa, yoksa dedi, her yoksa da copu, tabancayı gösterirler, bir de mapushaneyi.

Mapusu iyi bilenlerden olmuştu henüz taze baharındayken Halil.

Yatakta öylece dururken mapusu sağdı.

Kozan yolu ve Sarıçam deresi arasına kurulmuş hiç de küçük olmayan parselde uğursuz kale gibi duruyordu mapushane. Kısa zamanda etrafına gecekondular konduruldu.

Geceleri tel örgülerin ardında gezen devriyeler, kulelerde nöbette durmuş erler durup durup geceyi kesercesine düdük çalıyor, mahalledeki bütün köpekleri huzursuz edip havlatırlardı.

Bu kez silah sesleriyle havlıyordu köpekler, yeri göğü sarsıyorlardı. Karşıyaka, Karşıyaka olalı böyle feryat figan koparılmamıştı. Ne silahlar susuyor ne köpekler; koca bir mahalle kapılarını, pencerelerini kapamış, ışıklarını söndürmüş, yerlere serili yataklarına pısmışlar, soluk bile almıyorlardı.

Dört solcu kaçmıştı. Niyetleri mapusu boşaltmak, bir solcu içeride koymamaktı. Bunun için geceli gündüzlü koşturdu. Üstü tenteli kamyonlar, minibüsler, taksiler ayarladı, hazır etti. Tünelin selameti için bahçeli, cezaevine bitişik tek katlı evi kiraladı. Bahçesinden çıkılacak, yüz metre ileride araçlara binilecek, sırra kadem basacaklar, bir Allah’ın polisi onları bulamayacaktı.

Evdeki hesap uymadı çarşıya. İsmail Şahin’in talihsiz kazası planları bozdu, hedefe beş altı metre kala tünel açıldı. Beşinci kişi çıkmaya hazırken fark etti devriye.

Silaha ve düdüğe davrandı. O anda başladı cehennemli geceler ve gündüzler.

Firarilerin ikisini kendi aldı, önce Sarıçam deresine indiler, oradan çıkıp Asri Mezarlığı’na daldılar. Mezarlıktan çıkarken askerlerle karşılaşıyorlar, kısa bir çatışmadan sonra silah sesleri arasında gecede kayboluyorlar, ama o yakalandı.

Günle birlikte mavi berelilerin takviyesiyle çatılara yorgan olup seriliyorlar. Koğuşlardan fırlayan slogan sesleri koca bir Adana’yı inim inim inletiyor. Koğuşlar taranıyor, solcular ranzaları siper ediyorlar. Dört gün dört gece mapushane kurşunlanıyor. Sabaha karşı operasyona geçiliyor. Çatılardan sarkarak iniyor mavi bereliler, tahıl çuvallarıyla barikat kurulan koridorlar açılıyor. Ne kadar solcu varsa bahçeye yüzüstü seriliyor. Sopalı askerler, sopalı gardiyanlar dolaşıyor, yeni pamuk basılmış döşekleri döve döve düzeltircesine sopalıyorlardı; acıların en kocamanı her yere siniyor, insan olanın yüreği bu sese dayanamıyor, utanıyor, utanıyor.

Bir grup bereli arka sol koğuşa giriyor. Çığlıklardan cop sesi duyulmuyor. Üç solcu kurşunlanıyor, hemen orada can veriyor.

Cehennemli günlerin komutanı zafer edasıyla “4’te 4” diyor, elektriğe yakalanan İsmail’i de katıyor, ama o dördünü de yakalayacağız diyor.

Uzundan da uzun günlerde ne bir daha köpek sesi duyuldu ne de kediler etrafta görüldü; bir Allah’ın kuşu bile gidip mapusun bir çatısına konmadı, baykuşlar hemen orayı terk etti, hatta kunduzlar topraktan kafalarını hiç çıkarmadı, lağım fareleri kanalizasyonda gizlendi.

Öylece dururken yerinde pencereye bir serçe konuyor, serçeler kalkıp kalkıp konuyor. Yarı açık pencereden sokakta kuduran çocuklara eşlik eden dört köpeğin ağulu sesleri geliyor. Serçeler gitti, gitti de iki kumru geldi kondu pervaza. İki arkadaşını sağ salim kurtarmanın sevinci geldi yüzüne serildi, yüzünü kaplayan bitmişlik hemen de silindi.

Serseri kurşunların arasından geçerken, engellerden atlarken, pusucuları boşa çıkartırken faşist bir kurşunun gelip kalbine saplanabileceğini düşündü; ölüm bir andı, o da her andı.

O an başladı yeniden geleceği sağmaya. Hayatına som diriliş doldu, iki arkadaşını yakalatmamanın kıvancıyla güldü, bir daha kendini böyle yummadı.