Hiç kimseyle konuşası gelmiyordu kaç zamandır, kimsenin yüzünü göresi de yoktu, doğrusu. İstemiyordu gölge edilsin. Bıkmıştı yalan seslerden, yılmış, bitkin, kararsız seslerden, ne istediğini, ne anlattığını, hiçbir anlamı, hiçbir özelliği olmayan bencil, entrikalı seslerden bıkmıştı, bıkmıştı teslim olmuş seslerden. Bir tek köpeklerle, kedilerle, atlarla, eşeklerle, kelebeklerle, köstebeklerle, bir tek güllerle, papatyalarla, manolyalarla, nergislerle, menekşelerle, bir tek sakız ağaçlarıyla, kayın ağaçlarıyla, çamlarla, kavaklarla, zeytin ağaçlarıyla, bir tek karpuzlarla, kavunlarla konuşmak istiyor, bir tek insanlarla istemiyordu, yorulmuştu, yormuşlardı, kızmıştı, kızdırmışlardı.

Uzandı, kapadı arabasının kapılarını, camlarını. Kıyısındaydı Seyhan Nehri’nin. Baktı nehrin gölüne, baktı da hiçbir şey görmedi. Suların çekildiğini, adaların karayla buluşmasını, balıkçıların epey ileri gitmelerini, mangal yakanları, kayıkların karada hüzünlü kalmalarını...

Ne olacak şu halimiz, ne olacak bu insanın hâli dedi, dedi de birden derinlere gömüldü alabalık gibi. Boğuldu boğulacak gibi hemen yüzeye çıktı, göğsü çıktı çıktı indi, bakışlarındaki hâl hiç hâl değildi.

Kaldıkça kaldı, boş baktıkça baktı. Ne arayanları duydu, ne arayacaklarını anımsadı, Seyhan’ın suyu gibi çekilmişti.

İnsanların yaşamlarını belirleyen bir siyasi otorite vardı; yemesini, içmesini, kalkmasını, oturmasını, düşünmesini, konuşmasını belirleyen, vardı da bu otorite oldum olası iyimser değildi, bencildi, zalimdi. Bu otoriteye iradesini bırakacağını anladı anlayalı onları sevecen göremiyordu, göremiyordu da bundandı hep bu pis otoriteye karşı bir kavga içinde olması.

Aslında ölümlerdi onu bu duygusallığa çeken. Çoğalacakları yerde azalıyorlardı. Bir solcuya hak mıydı durmadan solcu ölümlerine tanıklık etmesi, ölümlerle büyümesi?

"Bu topraklarda yetişen hepinize yeter. Zengin olma yarışına girmenin ne anlamı var? Senin zengin olman için bir sürü insanın fakirleşmesi gerek, yoksa zengin olamazsın, buna değer mi, için nasıl rahat edebilir, etmesi için canavar olman gerek, zaten insan bir canavar oldu!" demesi de bundandı.

Ona bunları söyleten, insana kızdıran insanın iyice canavarlaşmaya çalışmasıydı. Hadi kapitalistler canavar, canavarlar tarafından iliklerine kadar emilen, sırtlarına binilen insanların canavarlaşması neyin nesiydi?

"İnsan iyimser olmaya versin, uyuyunca rüyalara, uyanınca sahtekârlara kanıyor ama bir solculara kanmıyorlar, kurnazlar ya, kurnaz olunca kapitalistlere kanmak kolay oluyor, çünkü solcular para vadetmiyor," dediğinde Çukobirlik’te çalıştığı günleri anımsadı, daha bir gömüldü.

Sorgulamadığı mücadelesi geldi aklına, payına düşen zulümler geldi, geldi de bilendi, keskinleşti.

"İyi naiftir," dedi. Naifti iyi. İyi laf kalabalığı yapmaz, kendini satmak için reklama girişmez, ispatlanmak için taklalar atmaz; iyi bunlara ihtiyaç duyuyorsa bilin ki o iyi iyi değildir, düpedüz oynaktır.

"Tanrı olsaydım insanı toplu toplu toplar, topuca öldürür, sadece iyiye bandırarak çıkarır, koyardım yerine," dedi Adnan, dedi demesin de daha fazla dayanamadı, kalp ritimleri bozuldu epeyce, eşinin neşeli aramalarına cevap verdi, geliyorum dedi.

Yakalanmadan, mapusa girmeden de annesine “Az sonra geliyorum,” demişti, annesi beklemiş, kendisi gelememişti; çembere alınmıştı, arkadan kelepçelenmişti, sorguya alınmıştı, askıya çekilmişti, sonra uzundan da uzun kötü günler yaşamıştı...

Haber alamadı hiç, haber gönderemedi hiç; bulduğunda mapushaneye nakil ediliyordu, “Sen gelemedin ben gelirim,” dedi, on beş günde bir ziyaretine gitti, her gittiğinde de uzman çavuşa, “Oğluma bir şey yaparsanız gırtlağınızı sıkarım,” dedi.

Çıktı kurtuldu, kurtuldu da rahat yüzü vermedi siyasi otorite; tutunduğu her dalı kırdılar, kendini Almanya’ya atmak zorunda bıraktılar, mecburi ilticalı günler başladı, kökünden sökülmüş turunç fidanı gibiydi.

Sevgi durmadan hatırlamaktı, o da durmadan hatırladı eşini, durmadan hatırladı insanları, sevdiklerini, yitirdiklerini...

"Geliyorum," dedi, dedi de, demesi hatırladıkları içindi; o kadar çoktu ki hatırladıkları, kalbi kökünden sızladı.

Geldi, geldiğinde eşi eşikteydi, eşikteyken yüzü türlü türlü çiçekli, uğur böcekli kırlar gibiydi.

Sarıldı, kalbi sakinleşti.