Bazı tatiller vardır; bavul hazırlatır, plan yaptırır, koşturur. Bir de bayram tatilleri vardır… İnsanı biraz yavaşlatır. Alarm sesini susturur, sofranın etrafında uzun uzun oturtur, “Nasılsın?” sorusunu gerçekten sordurur.
Yıl boyunca hep bir yere yetişiyoruz. İşe, maillere, trafiğe, bildirimlere, yapılacaklar listesine… Modern hayatın en büyük alışkanlığı acele etmek oldu. Bayram ise tam tersini hatırlatıyor bize: Durmayı.
Belki memlekete gidilecek bu bayram. Belki yıllardır aynı salonda aynı koltuğa oturup aynı çayın kokusu duyulacak. Belki sadece birkaç günlüğüne şehir sessizleşecek. Ama aslında bayramın en güzel yanı tam da burada başlıyor; insanın kendine geri dönmesinde.
Çünkü bayram sadece ziyaret değildir. Bir ruh halidir. Kırgınlıkların yumuşadığı, telefonların biraz daha uzun sürdüğü, kapıların daha kolay açıldığı birkaç özel gün…
Çocukken bayramın anlamı yeni kıyafetlerdi. Büyüyünce anlıyoruz ki en büyük lüks, aynı sofrada eksiksiz oturabilmekmiş.
Ve tatil kısmı… Belki deniz kenarında kısa bir kaçamak, belki evde uzun bir uyku, belki hiçbir şey yapmamanın huzuru… Aslında insan bazen en çok dinlenmeyi hak ettiği halde dinlenmeyi unutuyor. Bayram tatili biraz da bunun için var: Hayata kısa bir “bekle” demek için.
Bu bayram kendinize küçük bir iyilik yapın. Telefonu biraz kenara bırakın. Sevdiklerinizin yüzüne daha uzun bakın. Bir kahveyi acele etmeden için. Güneşin batışını fark edin. Çünkü bazı anlar fotoğraf çekilmediğinde değil, gerçekten yaşandığında güzel kalıyor.
Bayramın bereketi yalnızca sofralara değil, kalplere de yayılsın.
İyi bayramlar.