Spor dünyasında son yıllarda sessiz ama güçlü bir değişim yaşanıyor. Kadın sporcular artık yalnızca başarılarıyla değil, oluşturdukları büyük izleyici kitlesiyle de spor gündeminin merkezinde yer alıyor. Özellikle voleybol, basketbol ve futbolda kadın sporunun artan ilgisi, yıllardır süregelen “spor denince akla erkekler gelir” anlayışını değiştirmeye başladı.

Bu değişimin en güzel tarafı ise yalnızca profesyonel sporcularla sınırlı kalmaması.

Bir kız çocuğunun televizyonda başarılı bir kadın sporcuyu izlemesi, onun için “Ben de yapabilirim” düşüncesinin başlangıcı olabiliyor.

Çünkü spor sadece madalya ve kupalardan ibaret değil; özgüven, disiplin, mücadele ve kendine inanmak demek.

Ancak hâlâ aşılması gereken önemli bir mesafe var. Kadın sporcuların medyada daha az yer bulması, sponsorluk ve ekonomik destek konusunda erkek sporunun gerisinde kalması, eşitliğin henüz tam anlamıyla sağlanamadığını gösteriyor. Başarıları konuşulan kadın sporcuların sayısı arttıkça bu tablo da değişmek zorunda.

Belki de artık kadın sporuna “destek verilmesi gereken bir alan” olarak değil, sporun doğal ve güçlü bir parçası olarak bakmanın zamanı geldi.

Çünkü sahada mücadele eden kadınların hikâyesi yalnızca sporun değil, toplumun da değişimini anlatıyor.

Ve bu değişimin en güzel tarafı şu: Artık kadınlar tribünde izleyen değil, sahnede tarih yazan taraf.

Sağlıcakla kalın.

Haftaya görüşmek üzere …