Hayvan pazarlarının kapatılması ve aşılama uygulamalarının tek başına kalıcı çözüm olmadığını savunan Barut, hastalığın neden sürekli tekrar ettiğinin ortaya çıkarılması ve bulaşma zincirinin kırılması gerektiğini söyledi.
“SADECE KRİZİ DEĞİL, SALGINI KONTROL EDİN”
Kayseri, Nevşehir ve Uşak gibi illerde canlı hayvan pazarlarının şap hastalığı nedeniyle kapatıldığını belirten Barut, yıllardır sürdürülen mücadeleye rağmen salgınların yeniden ortaya çıkmasına tepki gösterdi.
Barut, şap hastalığının yalnızca veterinerlik alanıyla sınırlı bir konu olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye çok uzun yıllardır şap hastalığıyla mücadele ediyor ancak neredeyse her sene salgının ortaya çıkması mevcut mücadele politikalarının sürdürülebilirliğini tartışmalı hale getiriyor. Şap hastalığı artık yalnızca veterinerlik meselesi değildir. Bu mesele doğrudan hayvancılığın geleceği, üreticinin geliri, et ve süt arzının sürdürülebilirliği, gıda güvenliği ve ülkemizin ekonomik gücüyle ilgilidir. Her salgında hayvan pazarlarını kapatıp üreticinin hareket alanını daraltarak krizi yönetmeye çalışmak yerine, hastalığın neden kalıcı olarak kontrol altına alınamadığını ortaya konulmalı” diye konuştu.
“RİSK SÜRÜYOR”
Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün (WOAH) şap hastalığının SAT-1 serotipiyle ilgili uyarılarına dikkat çeken Barut, hastalığın yeni coğrafyalara yayılım gösterdiğini ifade etti.
WOAH da Ağustos 2026 tarihli değerlendirmesinde SAT-1 serotipinin 2025 ve 2026 yıllarında Afrika’daki geleneksel yayılım alanının dışına çıkarak Asya, Avrupa ve Orta Doğu’daki yeni ülkelerde tespit edildiğini, SAT-1’in 60 yıl aradan sonra Türkiye, Lübnan ve Yunanistan’da yeniden bildirildiğini açıkladı.
Barut, Türkiye’de uygulanan tedbirlerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“Bu salgın 2025 ve 2026 yıllarında daha önce hiç görülmediği yeni coğrafyalara yayıldı. SAT-1 ise 60 yıl aradan sonra Türkiye’nin yanı sıra Lübnan ve Yunanistan’da yeniden bildirildi. Ortadoğu, Asya ve Avrupa’da yeni ülkelerde tespit edildi. Buna ülkemizin ciddi olarak hazırlanması gerekirdi. Bakanlık bu tablo üzerine hayvan hareketlerini kısıtladı, hayvan pazarlarını kapattı ve milyonlarca doz aşı yapıldığını açıkladı. Ancak bugün yeniden alarm veren salgınla karşı karşıyayız. Yine Nevşehir, Kayseri ve Uşak gibi illerde canlı hayvan pazarları kapatıldı. Yalnızca salgın çıktığında müdahale eden bir sistem yetmiyor ki bu kara tablo sürekli ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.
“ALGIYI YÖNETMEYİN, ÇÖZÜM ÜRETİN”
Şap hastalığıyla mücadelenin yalnızca aşılama ve hayvan pazarlarının kapatılmasıyla sınırlandırılmaması gerektiğini belirten Barut, erken teşhis, sürveyans, karantina, biyogüvenlik, hayvan hareketlerinin takibi ve sınır kontrollerinin birlikte yürütülmesi gerektiğini savundu.
Barut, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Etkin bir ulusal hayvan sağlığı politikası, aşılama, erken teşhis, düzenli sürveyans, hayvan hareketlerinin izlenmesi, karantina, biyogüvenlik, sınır kontrolleri ve güçlü veterinerlik hizmetlerinin birlikte yürütülmesini gerektirir. Aşılama mutlaka yapılmalıdır. Hayvan hareketleri mutlaka sınırlandırılmalıdır. Ancak bunlar hastalık çıktıktan sonra başvurulan acil müdahale araçları olarak kalırsa sorunu çözemeyiz. Asıl mesele, hastalığın kaynağını ve yayılım yollarını zamanında tespit edebilen, üreticiyi destekleyen, sahada güçlü veterinerlik hizmeti sunan ve hayvan hareketlerini etkin biçimde izleyen kalıcı bir sistem kurmaktır. Tüm dünya bu konuda yani şap hastalığının kontrolünde erken uyarı ve sürveyans sistemleri, aşılama, biyogüvenlik, hayvan hareketlerinin kontrolü ve sınır gözetiminin birlikte yürütülmesi için sistemli hareket ediyor ama biz de ne yazık ki böyle değil. Bir yetiştirici hayvanını satamıyorsa, hayvanını başka bir bölgeye götüremiyorsa, işletmesinde hastalık nedeniyle üretim kaybı yaşıyorsa bunun ekonomik karşılığı vardır. Yem, bakım, veterinerlik, işletme ve finansman maliyetleri devam ederken pazar kapalı olduğunda üreticinin geliri durur ama giderleri durmaz. Bu nedenle salgın yönetimi sadece ‘pazarları kapattık, aşı yaptık’ anlayışıyla yürütülemez. Üreticinin uğradığı ekonomik kayıp da hesaplanmalı ve hakkaniyetli biçimde karşılanmalıdır. Türkiye genelinde şap hastalığının serotip ve genetik özelliklerinin düzenli biçimde izlenmesi ve sonuçların kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşılmasını istiyoruz. Aşılama programının bölgesel risklere göre planlanması ve aşının etkinliğinin sahada düzenli olarak izlenmesini, Hayvan hareketlerinin TÜRKVET üzerinden etkin biçimde takip edilmesi ve kayıt dışı hareketlerin önlenmesini, sınır bölgelerinde veteriner kontrolü ve biyogüvenlik önlemlerinin güçlendirilmesini, erken uyarı ve hızlı müdahale kapasitesinin artırılmasını, şap hastalığının yanı sıra diğer bulaşıcı hayvan hastalıklarına karşı da uzun vadeli ulusal mücadele stratejisi oluşturulmasını talepi ediyoruz. İktidarın görevi hastalık çıktığında tabloyu yönetmek değil, hastalığın ortaya çıkmasını ve yayılmasını mümkün olduğunca engelleyecek sistemi kurmaktır. Buradan Tarım ve Orman Bakanlığı’na açık çağrımızdır: Algıyı değil, büyüyen riski yönetin. Hastalıkla mücadeleyi üreticinin sırtına bırakmayın. Bilime, veterinerlik hizmetlerine, erken uyarıya, aşılamaya, biyogüvenliğe ve etkin denetime dayalı kalıcı bir sistem kurun. Çünkü asıl mesele Türkiye’nin hayvancılığını, üreticisini, gıda arzını ve gıda egemenliğini korumaktır.”




