Daha evvelki köşe yazımda da bahsetmiştim; anne baba olmanın bir ehliyeti olmalı diye. O gün bu cümleyi biraz sert bulmuş, hatta belki fazla ileri gittiğimi düşünmüş olabilirim. Ama bugün geldiğimiz noktaya baktığımda, ne kadar haklı bir kaygının içinden konuştuğumu daha iyi anlıyorum. Keşke bu kadar sert ifade etmek zorunda kalmasaydım. Çünkü mesele çocuk sahibi olabilmek değil; bir çocuğun hayatına dokunabilecek kadar büyük bir sorumluluğu taşıyabilmek.

Çocuk yetiştirmek yalnızca karnını doyurmak, okulunu takip etmek, kıyafetini almak ya da ihtiyaçlarını karşılamak değil. Çocuğa nasıl konuşulacağını, nasıl davranılacağını, bir başkasının hakkına nasıl saygı duyulacağını, hata yaptığında nasıl özür dileyeceğini öğretmek… Bunların hepsi bir eğitim meselesi. Ve belki de en önemli eğitim, çocuğa anlattıklarımızdan çok ona yaşattıklarımız. Çünkü çocuk, anne babasının söylediğini değil, çoğu zaman yaptığı şeyi öğreniyor.

Bu yüzden bugün “çocuklar neden böyle?” diye sormadan önce biraz da “Biz onlara ne öğretiyoruz?” diye sormamız gerektiğini düşünüyorum. Bir çocuğun davranışının arkasında bazen bir aile tutumu, bazen bir eksiklik, bazen de farkında olmadan verilen yanlış bir mesaj olabilir. Elbette her çocuğun kendi karakteri ve sorumluluğu var. Ancak anne baba olmak, “Ben çocuğumu büyütürüm, gerisi onun meselesi” denilebilecek bir görev değil. Bir insan yetiştiriyorsunuz ve o insan yarın toplumun bir parçası olacak.

Belki de benim “anne baba olmanın ehliyeti olmalı” derken anlatmak istediğim tam olarak buydu. Kimse kusursuz anne baba olamaz; hepimiz hata yapabiliriz. Ama öğrenmeye, kendimizi sorgulamaya ve gerektiğinde “Ben burada yanlış yaptım” diyebilmeye ihtiyacımız var. Çünkü çocuk yetiştirmek yalnızca bir aile meselesi değil, aynı zamanda bir toplum meselesi. Bugün yetiştirdiğimiz çocuklar, yarının yetişkinleri olacak. Ve sanırım artık çocuklardan beklediğimiz kadar, onları yetiştiren biz yetişkinlerin de kendimize bakma zamanı.

Sağlıcakla kalın. Haftaya görüşmek üzere...