Son zamanlarda dikkatimi çeken bir şey var: İnsanlar artık birbirine karşı çok daha sabırsız. Trafikte küçücük bir tartışma büyüyor, iş yerinde en ufak bir eleştiri sorun hâline geliyor, günlük hayatta basit bir yanlış anlaşılma bile insanları karşı karşıya getiriyor. Sanki herkesin sinirleri gergin, herkes bir şeylere öfkeli. Peki, bizi bu kadar tahammülsüz yapan ne?

Belki de hepimiz farkında olmadan bir şeylerin altında eziliyoruz. Geçim derdi, gelecek kaygısı, iş stresi, yetişmeye çalıştığımız sorumluluklar… İnsanlar yoruluyor ama bu yorgunluğu doğru şekilde ifade edemiyor. İçimizde biriken öfkeyi bazen en olmadık yerde, en olmadık kişiden çıkarıyoruz. Oysa karşımızdaki insanın da kendi içinde mücadele ettiği sorunlar olabileceğini unutuyoruz.

Bir başka sorun da artık kimsenin dinlemeye pek niyetli olmaması. Herkes kendini anlatmak, haklı çıkmak, son sözü söylemek istiyor. Farklı düşüncelere tahammül etmek yerine insanları hemen yargılıyor, bir anlaşmazlık yaşadığımızda birbirimizi anlamaya çalışmak yerine uzaklaşmayı seçiyoruz. Oysa saygı, yalnızca aynı fikirde olduğumuz insanlara gösterdiğimiz bir nezaket değildir.

Belki de biraz durup kendimize şu soruyu sormalıyız: Gerçekten bu kadar öfkeli olmak zorunda mıyız? Biraz anlayış göstermek, birini sonuna kadar dinlemek, bazen haklı çıkmak yerine huzuru seçmek neden bu kadar zorlaştı? Hayat zaten yeterince zor. Birbirimizin yükünü hafifletmek yerine ağırlaştırmak zorunda değiliz. Çünkü bazen bir insanın gününü değiştirmek için büyük şeyler yapmaya gerek yok; biraz sabır, biraz anlayış ve bir parça insanlık yeter.

Ayırca daha çok sosyalleşmek sanatla bilimle müzikle sinema ile ilgilenmek de biraz bu durumu hafifletir diye düşünüyorum. Ben yazımı tamamlarken sizlerde bu konuyu biraz düşünün bence.

Sağlıcakla kalın. Haftaya görüşmek üzere...