Bazı insanlar geçmişte zor dönemler yaşamış olabilirler; Öyle ki buz dağı erir içlerinde...
Soğuk sular bedenlerini kaplar, hevesleri derin sular altında kalırlar...
Bazı insanlar çok zor dönemler yaşamış olabilirler... Sanki bir avuç 'kor' atılmış gibidir içlerine... GÖK TANRI'nın uçmağında olan 'Babam' aklıma geldikçe, tıpkı benim duyumsadıklarım gibi; gözlerden yaşlar akmasına rağmen; bir türlü sönmez, söndürülemez...
İnsan gelip geçen yıllar içinin acısını dindirsin diye bekler hep... Çemberler, boğazı, eller ise yürekleri sıkıştırır mütemadiyen...
İnsanın iç acılarının toplamı, üçgenin iç açılarının toplamı gibi sayılarla ifade edilemez. Hüzünler, insanı renk körü yapar.
Her şeyi gri görür insan. Hüznün yan etkisi bu olsa gerek. Renk ve ahenk hayat demektir. Renkler solunca Hayat sona eriyor diye düşünmek doğal bir olgu nihayetinde... İnsanın umutları rengarenk olamayınca, Hayâlleri de simsiyah olur herhalde...
Bazı insanlar geçmişte zor dönemler yaşamış olabilirler; Hayat iklimleri fırtınalarla, rüzgarlarla çok sert geçmiş olabir.
Fırtına en sağlam ağaçların dallarını bile kırar nihayetinde...
Deli poyraz vurduğunda nefesi kesilir insanın; Öyle ki! Tepeden tırnağa, tıka basa, Soru işaretleriyle dolu zihnim...
Yanıtlarını bilemediğim sorular çokca... Yaşım ilerledikçe anladım! Artık geçmişin hüzünlü bir mutluluk olduğunu, bugünün tedbirli olabilmek olduğunu, yarının ise bilinmezlikle dolu olduğunu...
Yalnızca bir şeye takılıp kalmıyorum, zaten her şeyi içimde taşıyorum.
Son söz; Nazım Hikmetin kaleminden; 'Kağıdımız çaput bizim. Kefenimiz bulut bizim, Mesleğimiz umut bizim, kıranlara selâ olsun...