Eğer henüz küçükken sizlere, ağaçların, suyun, toprağın, havanın, balıklardan arılara, kuşlara, solucanlardan kelebeklere, örümceklerden mantarlara, yılanlardan geyiklere tüm hayvanların da bizler gibi canlı olduklarını öğreten, kedilerle ve çiçeklerle konuşan, gökteki yıldızlarda bizden başka canlıların uygarlık kurduklarından söz eden bir anneniz ya da büyükanneniz varsa, siz artık bundan sonra diğer canlıların kardeşi ve kocaman kainatın öz evladı olduğunuzu kavrayabilerek, kıvançla büyürsünüz.
Ondan sonrada ister Öğretmen ister Doktor ister Eczacı ister Edebiyatçı, yazar, isterse Pilot olun, bundan sonra ağızları gülüyormuş gibi düşündüğümüz zavallı Yunuslar, güçlü seslerle kükreseler de Aslan ve kaplanların hayvanat bahçelerinde tutsak olduklarını, anestezik ilaçlarla uyuşturularak eğitmenlere itaat ettirildiğini yani 'acı' çektirildiğinin farkında olarak, yalnızca kazanç amacıyla yerlerine beton dökmek için kökleri kesilen yüzyıllık ağaçlara acıyarak ve mutlaka bunlara karşı mütemadiyen mücadele ederek yaşamak zorunda kalırsınız.
Annemiz veya büyükannemizin, ağaçlarla, çiçeklerle konuştuğu için gülenlere, Günümüzde ilerleyen bilim ve teknoloji yardımıyla artık bilim, Özellikle ( nöro- bilim) bize, ağaçların kökleriyle, böceklerin duyargalarıyla, kuşların, geyiklerin, yunusların sesleriyle, hatta tek hücrelilerin bile kendilerine özel yapılarıyla birbirleriyle iletişim kurduklarını açıklıyor. Yeter ki biz bunları duyalım, idrak edelim, paylaşalım...