Hayli soğuk günlerden bir gün tam kestiremediğim bir zamanda, devlet dairesi ve banka şubesi arası bir yerde, sessizce mi yoksa çığlık atarcasına patlayan bir sesle mi çıktığını kestiremediğim, önce gözlerimle hareketini mi yoksa kulaklarımla gıcırtısını mı duyduğumdan da tam emin olamadığım bir kapıdan geçerken, birdenbire, hep böyle şeylerin aniden olması, ne diyeceğinizi ve nereye koyacağınızı bilemediğiniz gibi, benimde kestiremediğim bir şekilde yükseliverdi; Hayır hayır, yuvarlanma ile sendeleme, yalvarma ile gizli tehdit, ne kadar arada tanımsız ve anlamlandırılamayan şey varsa onlarla, tam da onlardan birisi halinde karşıma çıktı.
'İnsan yumruğundan büyüktür! dedi. Kıvrıldı.Kapandı. Söndü. Dindi. Uzaklaştı. Binbir hâl içinde, binbir kılığa büründü. Sebepsiz ve senetsiz uçtu, dönüp gitti. Hiçbir zaman, ne çocukluğunda, Ne de gençliğinde, hele de Ellilerine merdiven dayadığı şu demlerde yumruğunu sıkmamış, sıkamamış, sıktığı an derhâl çözmüş; sıkılan yumruğun dünyada ne işe yarayacağını, hangi duvarı deleceğini, devireceğini, hangi musluktan su içebileceğini, hangi kör düğümü çözüp de hangi yüzleri güldürebileceğini dahası hangi karakuşları korkutup da hangi kötü niyetliyi kararından vazgeçirip, hırsıza polis düdüğü olacağını bilip tahmin edemeyen benim için, Yumruk şimdi, Asıl şimdi bir mucize gibi kollarının ucunda tomurcuklansın, kötüye ve zamana, hayata ve muktedir olana, kuru soğana veya masaya sertçe insin, sonra da indirildiği yerde binlerce güvercin havalansa; yanık yanık koksa karanfil...
Değil olur şey değil; Gençliğim geliyor aklıma... Dünyanın karanlığına ve cellât çukuruna dönen bu yeryüzünde bir yumruk 'Kasırgası ' esmeli artık " diyen ' Ömer Hayyam haksız mı? İnsanoğlu yumruğundan büyüktür elbette, ama yumruk, sadece kalbimize benzediği zaman yumruktur benim için...
Son söz: Yezid'le su içmekten se; Hüseyin'le ölmek ne güzeldir...