Moskova’nın en ünlü caddelerinden Arbat’ta yürürken birden karşıma “Mersin Tantuni” tabelası çıktı.

İnsanın memleketinden binlerce kilometre uzakta, Moskova’nın tarihi dokusunun ortasında Mersin’in tantunisini görmek farklı bir duygu. Ardından Moskova Nehri kıyısında yürürken inşaat halindeki gökdelenleri, kule vinçlerini ve üzerlerinde Türkiye firmalarının flamalarını gördüm.

Küresel piyasalarda yer almak güzeldi.

Ancak mesele yalnızca ticaret değildi. Bu tablo, kapitalizmin ve liberal ekonomik anlayışın ülkeler arasında sermaye, şirket ve yatırım üzerinden kurduğu büyük açılımın da bir göstergesiydi.

Yıllarca savunulan düşünce şuydu: Ekonomi büyüdükçe refah artacak, para ve sermaye bireye daha fazla özgürlük getirecek; eğitim gelişecek, toplum zenginleşecek ve özgürlükler genişleyecekti.

Peki öyle mi oldu?

Türkiye’nin Rusya’daki yatırımları ve iş bağlantıları da küresel ekonomik düzenin önemli örneklerinden biriydi. Ancak savaşın başlamasıyla birlikte bu düzenin ne kadar kırılgan olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Asıl sorun ise yalnızca savaş değildi.

Ekonomik büyüme, her zaman toplumsal eşitliği beraberinde getirmedi. Eğitim sistemin de, zengin ile yoksulun çocukları arasındaki fırsat uçurumunu kapatılamadı. Yıllar geçtikçe yozlaşma ile, gelir dağılımındaki bozulma ve adaletsizlik düzelmedi.

Kapitalizm, belirli ölçülerde yatırım ve istihdam yaratırken hiçbir zaman herkese eşit gelir ve eşit fırsat sunmadı.

Kamu kaynakları da her zaman toplum yararına ve verimli kullanılmadı.

Sağlık, eğitim, okul, yol, kanalizasyon ve köprü gibi temel kamu hizmetlerinde beklenen kalite ve yaşam standardı yeterince sağlanamadı. Bütün bu sorunların üzerine bir de yüksek enflasyon eklendi.

Bugün dünya yeni bir dönemin eşiğinde.

Ekonomi yalnızca daha fazla para kazanmanın değil; bilim, teknoloji, eğitim ve insan onuruyla birlikte yeniden düşünülmenin aracı olmak zorunda.

Yapay zekâdan yüksek teknolojiye, enerjiden üretime kadar dünyanın yeniden şekillendiği bir süreçten geçiyoruz.

Belki de artık hedef, yalnızca daha fazla büyümek değil;

Bilimle büyümek, adaletle paylaşmak ve insanı merkeze koymak olmalı.

Arbat’ta karşıma çıkan bir Mersin Tantuni tabelası, bana aslında dünyanın ne kadar küçüldüğünü gösterdi.

Ama dünyanın küçülmesi, eşitsizliklerin de küçüldüğü anlamına gelmiyor.