Giderek daha sert ve acımasız hale gelen kapitalizm, ihtiyacın olandan çok ürünü yeni modelleri, yeni yöntemlerle vatandaşa satmanın peşinde koşuyor.
Psikologların" alış verişe gidin" dediğini duymuşsunuzdur.
KENDİNİZİ ŞIMARTIN
İnsanın bilinçaltına o ürünü almak fikrini aşılar. Ürünü alırsan rahatlar, kendimizi mutlu hissediyorum fikrine kapılır, biraz şımarırsınız. Doğal olmayan uyarılar, psikoloji ve ekonomik model; arz talep insanı satın almaya yönlendirir.
Kitleleri yönlendirmek, insanların alışkanlıklarını ve görüşlerini bilinçli şekilde manipüle ederek istenilen sonuca ulaştırmak ciddi bir meziyet ister.
Toplumun görünmeyen yönlendirici yüzünü oluşturanlar ise propagandacılardır.
Onlar, zihinleri şekillendirir. İhtiyaç duyulan fikirleri üretir, yayar ve topluma benimsetirler. Teoride her vatandaş kendi kararını kendi veriyor gibi görünür; ancak pratikte durum çoğu zaman böyle değildir. İnsanları yönlendirmenin çeşitli yöntemleri vardır. Buna kısaca “hileli dil” diyebiliriz.
Eğitimci Filmler ve kanaat önderleri
tarihte en etkili yönlendirici olmuşlardır. İstihbarat örgütlerinin bile bu yöntemi kullandığı bilinir. İnsanlar farkında olmadan öğrenmeye zorlanır ve belirli düşüncelere yönlendirilir.
Bu fikirleri topluma güven duyulan kişiler enjekte eder:
Din adamları, bilim insanları, öğretmenler, doktorlar…
İnsan zihni çoğu zaman sorgulamak yerine kendisine anlatılana uyma eğilimindedir. Böylece toplum, propagandanın etkisi altına girer.
En iyi yiyeceğin, en doğru yaşam tarzının, en kaliteli ürünün ne olduğuna çoğu zaman bu “bilge kişiler” karar verir. Toplumsal liderlik yaparlar ve satış stratejileri toplum psikolojisine göre şekillenir.
Örneğin halkın yeme içme alışkanlığını kim etkiler?
Elbette doktorlar…
Televizyon programlarında ya da açık oturumlarda bir uzman çıkıp “Bu ürün sağlıklıdır” dediğinde, aslında o ürüne müşteri yönlendirilmiş olur. Ardından gazeteler devreye girer, haberler yapılır, reklamlar desteklenir. Bazen yalnızca ticaret değil, aşırıya kaçıldığında toplumsal ihanet bile ortaya çıkabilir.
Propaganda artık yönlendirme gücüdür. Günümüzde yalnızca görsel ve işitsel reklamlarla sınırlı değildir. Mesajlar, sosyal medya ve internet aracılığıyla milyonlarca insana saniyeler içinde ulaşabilmektedir. Bunun iyi mi kötü mü olduğunu ayırt etmek ise her geçen gün zorlaşıyor.
Ulusal Reklamcılar Derneği, Sanat ve tarih kuruluşları, yardım dernekleri, yemekli davetler, moda organizasyonları, balolar ve çeşitli sosyal etkinlikler…
Buralarda yalnızca sohbet edilmez; zihinler de yönlendirilir.
Modayı ve Tüketimi Kim Belirliyor?
Bir kumaş üreticisinin satışlarını artırmak istediğini düşünelim. Ünlü bir sanatçıyla anlaşılır. O sanatçıya o kumaştan hazırlanmış şapka ve kıyafetler giydirilir. Ardından podyumlarda “yılın modası” diye tanıtılır. Gazetelerde büyük fotoğraflar yayımlanır.
Sonuç mu?
O kumaş yok satar. Bu örnek çoğaltılabilir. Televizyonlarda görülen şık bir bayanın "pırlanta" reklamı..vb.
Benzer bir örneği Adana’da da gördük. Geçmiş yıllarda büyük bir şirket, turunçgillerden elde edilen kamkatın (kumkuat) tanıtımı ve satışını artırmak için Türkiye genelinde yayın yapan gazetelerde haberler yayımlandığı söylendi.
Haberlerde şu ifadeler öne çıkarıldı:
Kalp sağlığına iyi gelir
C ve A vitamini bakımından zengindir
Kan şekerini dengelemeye yardımcı olur
Bir anda “küçük mucize” olarak tanıtılan bu ürün, kısa sürede değerinin çok üzerinde fiyatlarla satılmaya başlandı.
Çünkü modern dünyada artık yalnızca ürünler değil; düşünceler, alışkanlıklar ve hatta ihtiyaçlar bile pazarlanıyor.
EKonomimiz enflasyon ile boğuşurken toplumun yönlendirici reklamlardan çok ihtiyaçlara göre harcama yapmasının iyi olacağına inanıyorum...