Türk Sanat Müziği koroları yalnızca şarkı öğrenilen ve birlikte eser söylenen topluluklar değildir. Bir koro, aynı zamanda musîkînin öğrenildiği, sevildiği ve kültürünün yaşatıldığı bir eğitim ortamıdır.
Bana göre bir koronun en büyük eksikliği, yalnızca eser öğretip musîkî eğitimi vermemektir.
Çünkü bir korist, söylediği eserin notasını, makamını, usûlünü, seyir anlayışını ve müzikal yapısını bilmiyorsa; yaptığı şey çoğu zaman sadece ezberlediği sesi tekrar etmekten öteye geçemez.
Oysa Türk musikisi, önce alfabesi öğrenilmesi gereken büyük bir dildir.
Bu alfabede;
NOTA, PORTE, ANAHTAR, RİTİM, ÖLÇÜ, SUS, TEMPO, METRONOM, PERDE, PES, TİZ, ENTONASYON, ARALIK, MAKAM, SEYİR, KARAR, GÜÇLÜ, USÛL, FORM, SOLFEJ, DEŞİFRE, FRAZ, MOTİF, NÜANS, DİNAMİK, LEGATO, STACCATO, UNİSON, CRESCENDO, DECRESCENDO, TRANSPOZE, AKSAN VE TAKSİM
gibi temel kavramlar yer alır.
Bunlar bir korist için gereksiz ayrıntılar değildir.
Tam tersine, iyi bir musîkî icrasının temel taşlarıdır.
Bir korist perdeyi bilmeli, pes ile tizi ayırt edebilmeli; entonasyonun ne olduğunu anlamalıdır.
Ritmi, ölçüyü, susları ve tempoyu bilmelidir.
Usûlü tanımalı, makamın kararını, güçlüsünü ve seyrini anlayabilmelidir.
Bir eserin formunu, cümlesini, motifini, frazını ve nüansını fark edebilmelidir.
Çünkü musîkî sadece doğru notaya basmak değildir.
Musîkî, notanın arkasındaki anlamı duyabilmektir.
KORO ŞEFİ SADECE ESER ÖĞRETEN KİŞİ DEĞİLDİR
Koro şefliği, sadece karşıya geçip eli sallamak değildir.
Bir şefin görevi, eseri başlatıp bitirmekten çok daha büyüktür.
Koro şefi; eğitici, öğretici, yönlendirici ve musîkî anlayışını korosuna aktarabilen bir sanat insanı olmalıdır.
Elbette her koronun amacı konservatuvar eğitimi vermek değildir. İnsanlar koroya hobi için gelebilir, müzikle vakit geçirmek, arkadaşlarıyla birlikte şarkı söylemek ve günlük hayatın stresinden uzaklaşmak isteyebilir.
Bunda hiçbir yanlış yoktur.
Ancak “Biz buraya hobi için geldik, eğitim istemiyoruz.” demek, koronun eğitim sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Çünkü hobi yapmak ile bilinçsiz müzik yapmak aynı şey değildir.
Bir insan müziği hobi olarak yapabilir; fakat yaptığı işi daha doğru, daha güzel ve daha bilinçli yapabilmesi için temel musîkî bilgisine ihtiyaç vardır.
“BURASI KONSERVATUVAR DEĞİL” DEMEK YETERLİ DEĞİLDİR
Bazen korolarda şu cümleyi duyuyoruz:
«“Hocam, eğitimden sıkıldık. Biz buraya stres atmaya geldik. Burası konservatuvar değil.”»
Doğrudur; koro konservatuvar değildir.
Fakat konservatuvar olmaması, musîkî eğitimin gereksiz olduğu anlamına gelmez.
Bir koronun koristleri şefini yönlendirmemeli; hangi eğitimin verileceğine, nasıl prova yapılacağına veya hangi temel bilgilerin öğretileceğine karar vermeye çalışmamalıdır.
Çünkü koro şefinin sorumluluğu yalnızca repertuvar seçmek değildir.
Şef, korosunun müzikal seviyesini yükseltmekle de sorumludur.
Bir korist eğitimden kaçtıkça, aslında kendi müzikal gelişiminden kaçmış olur.
ŞARKI OKUMAK BAĞIRMAK DEĞİLDİR
Üzerinde özellikle durmak istediğim bir başka konu da budur:
Şarkı okumak, yüksek sesle söylemek değildir.
Güzel söylemek; bağırmak, sesi zorlamak veya herkesten daha yüksek çıkmak demek değildir.
Güzel icra; doğru perde, doğru entonasyon, doğru nefes, doğru ritim, doğru telaffuz, doğru nüans ve doğru üslûbun bir araya gelmesidir.
Bir korist “Ben güzel şarkı söylüyorum.” diyebilir.
Ama kendimize şu soruyu sormalıyız:
Gerçekten güzel mi söylüyoruz, yoksa sadece güzel söylediğimizi mi düşünüyoruz?
İşte burada eğitim devreye girer.
Çünkü Türk musikisinin temelini bilmeden, makamı tanımadan, usûlü kavramadan, perde anlayışını geliştirmeden ve solfej çalışmadan yalnızca şarkı ezberlemek; müzikal gelişimin tamamlandığı anlamına gelmez.
TÜRK MUSİKİSİ KOLAY OLSAYDI...
Türk musikisi kolay olsaydı, birkaç yıl içerisinde hepimiz musikiyi bilen ve musîkî hakkında söz söyleyebilen insanlar olurduk.
Ama öyle değil.
Musîkî bir okyanustur.
Ben bunu kırk yılı aşkın sanat hayatım boyunca daha iyi anladım.
Yaklaşık kırk yıldır musîkînin içindeyim. Gece gündüz araştırıyor, okuyorum; yazıyor, çiziyor, öğrenmeye devam ediyorum.
Üstelik mesleğim musîkî olduğu hâlde, hâlâ kendimi tamamlanmış görmüyorum.
Benden büyük, kıymetli hocalarımın yanında çıkıp da:
“Ben musîkîyi biliyorum.”
Demem.
Çünkü musîkîyi bilmek, her şeyi bildiğini düşünmek değildir.
Tam tersine, öğrendikçe bilmediğin ne kadar çok şey olduğunu fark etmektir.
YILLAR ÖNCE ÖĞRENDİĞİM BİR DERS
Konservatuvarda birlikte uzun yıllar çalıştığım, çok değerli hocam merhum Toktay Sökmen hocamı burada rahmet ve saygıyla anıyorum.
Yıllar önce kendisiyle bir musîkî sohbeti sırasında bana birden:
“Evladım, İslâm’ın şartı kaçtır?”
diye sordu.
Şaşırdım.
Kendi kendime, “Hocam şimdi bana bunu neden soruyor? Konumuz musîkî değil mi?” diye düşündüm.
“Beştir hocam.” dedim.
Yüzüme baktı ve:
“Peki, altıncısı nedir?”
diye sordu.
Hafifçe gülümsedim.
“Bilmiyorum hocam.” dedim.
Bana baktı ve:
“Yavrum, altıncısı haddini bilmektir.”
dedi.
O gün hocamdan sadece musîkî adına değil, insanlık adına da büyük bir ders öğrendim.
İnsan ne olursa olsun, kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun; önce haddini bilmeli, bilmediğini bilmeli ve öğrenmeye açık olmalıdır.
KOROLARIMIZDA YENİ BİR ANLAYIŞA İHTİYACIMIZ VAR
Benim savunduğum anlayış şudur:
Koro çalışması yalnızca şarkı öğretme çalışması olmamalıdır.
Her prova, koristin musîkî bilgisini biraz daha geliştirmelidir.
Bugün nota öğrenir.
Yarın ritim ve ölçü çalışır.
Başka bir gün makamın seyrini konuşur.
Bir başka provada usûlü, perdeyi, entonasyonu, nüansı veya frazı çalışır.
Böylece korist, yıllar içerisinde yalnızca onlarca şarkı öğrenmiş olmaz.
Musîkî öğrenmiş olur.
Ve asıl hedef de budur.
Çünkü iyi bir koro sadece çok sayıda eser bilen koro değildir.
Ne söylediğini bilen, neden öyle söylediğini anlayan ve söylediği eserin ruhunu dinleyene aktarabilen koronun adı iyi korodur.
Koro şeflerine de burada önemli bir görev düşüyor:
Korolarımızı yalnızca şarkı söyleyen topluluklar olmaktan çıkarıp, musîkî öğrenen topluluklar hâline getirmek.
Koristlere de bir görev düşüyor:
Eğitimden kaçmamak.
Çünkü eğitim, şarkı söylemenin düşmanı değil; güzel şarkı söylemenin temelidir.
Ben hâlâ öğreniyorum.
Hâlâ araştırıyorum.
Hâlâ soruyorum.
Hâlâ kendimi eksik görüyorum.
Çünkü musîkînin sonu yok.
Musîkî bir okyanustur; biz ise o okyanusta ömrümüz boyunca kulaç atan yolcularız.
Ve belki de gerçek sanat insanı,
“Ben biliyorum.” diyenden çok, “Daha öğrenecek çok şeyim var.” diyebilendir.