Adana, yalnızca bir şehir değildir; insanın içine işleyen bir sıcaklık, hafızaya kazınan bir ses, gönülde kalan bir musikidir. Bu şehrin yetiştirdiği isimlerden biri de hiç şüphesiz Sadettin Öktenay’dır. O, Adana’nın ruhunu alıp Ankara’nın disiplinine, İstanbul’un hüznüne taşıyan bir sanat yolculuğunun adıdır.
1930 yılında Adana’da başlayan hayatı, daha çocuk yaşlarda udla tanışmasıyla şekillenir. Ardından kanuna yönelir. Bu seçim bir enstrüman tercihi değil, bir kaderin başlangıcıdır. Çünkü onun için musiki, öğrenilen bir şey değil; yaşanan bir hakikattir.
Ankara Musiki Sevenler Derneği yılları, onun sanatında olgunlaşmanın kapısını aralar. 1960’ta Ankara Radyosu’na kanun sanatçısı olarak girişi, Türk musikisi sahnesinde yerini sağlamlaştırır. İstanbul Radyosu yılları ise hem icra hem bestecilik açısından en verimli dönemlerinden biri olur.
Onun eserlerinde sadece makamlar yoktur; bir ömrün iniş çıkışları vardır. Acemkürdî’nin derin iç çekişi, Nihavend’in sessiz yarası, onun bestelerinde bir insan hikâyesine dönüşür. Çünkü Öktenay, musikiyi teknik bir alan olarak değil, insanın iç dünyasını anlatan bir dil olarak görür.
Benim de çok beğendiğim
severek icra ettiğim üstadın bazı eserleri şunlardır.
🎼 🎵🎶🎻🎶🎵
- Aşkın Kanununu Yazsam Yeniden
-Sevgimizin Aşkımızın Üstünden
-Günlerdir İçime Çöktü Ayrılık
-Dudaklarında Arzu Kollarında Yalnız Ben
-Sana Bir Buse Vermedim Diye
-Benim Şu Yollardan Üzgün
-Tac Olsan Başıma Takmayacağım
-Yaşamak Yalan Belki Yalan Delice Sevmek
Bu eserlerin her biri, bir besteden daha fazlasıdır; bir iç dünyanın farklı zamanlarda yazılmış sayfalarıdır.
Özellikle “Günlerdir İçime Çöktü Ayrılık”, sadece bir aşk şarkısı değil, bir insanın kaderle yüzleşmesidir. O yüzden dinleyen herkes kendi hikâyesinden bir parça bulur.
1988 yılı, onun hayatında sessiz ama derin bir kırılma noktasıdır. Evladını kaybetmesi, musikisinde tarif edilmesi zor bir sarsıntı yaratır. Artık besteleri sadece aşkı değil, acının kendisini de taşımaya başlar. Nihavend makamında duyulan o içli çizgi, aslında bir evlat acısının sessiz tercümesidir.
1989’da İstanbul’da hayata veda ettiğinde, geride sadece eserler değil; bir duygunun sürekliliğini bıraktı. O artık bir isim değil, bir hissin adıdır.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu görürüz: Sadettin Öktenay, Türk musikisinde süsün değil, hakikatin bestecisidir. Onun eserleri çalındıkça bir şehir değil, bir insan kalbi konuşmaya devam eder.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.
sevgi ve saygılarımla..