Döndüm döndüm âlime sordum
Dedim, neden zalimin zulmü?
Merhametten de maraz oldu
Dedim, nedir âlemin ilmi?
Bir sevindim güldüm gülün bağında
Bir çırpındım durdum kulun ağında
Bir zevk-ü sefaya yâr kucağında
Bir göğe erdi başım bir vurdum taşa
Ey aşk,
Derin bir suya dalar gibi
Evin yolunu arar gibi
Annem saçlarımı tarar gibi
Daima sana sığınırım

Hayata ve Aşka Dair

Hayat, bazen anlaşılmaz, bazen de bizi sarsan bir okyanus. Gözlerimizle gördüklerimiz, yaşadıklarımız arasında kayboluyoruz. Bazen başımıza gelenlere mecburen boyun eğiyoruz, bazen de dalgaların ortasında savruluyoruz.

Bir an güldüğümüz gül bahçesinde, bir an çırpındığımız çaresizlikte… Zevk ve sefaya dalarken yâr kucağında, bir an sonra kafamızı taşa vuruyoruz. Hayatın ritmi bu: hem sevinç hem hüzün, hem zafer hem acı… Ve insan, bu dalgalar arasında büyüyor.

Aşk ise bir liman. Derin bir suya dalar gibi, evin yolunu arar gibi, annenin sıcak ellerinde kaybolur gibi… Sadece sevgiliye değil, hayata, dostluğa, kendi içimize duyduğumuz şefkate sığınmak… Aşk, güven ve teslimiyetle var oluyor. O limana sığındığımızda okyanusun dalgaları hafifliyor.

Hayatı kabullenmek gerek: acıyı da sevinci de birlikte yaşamak; kaybı da, kazanımı da… Her çarpışmada, her düşüşte insan bir şeyler öğreniyor, bir şeyler bırakıyor. Ve en önemlisi, kendimize ve sevdiklerimize sığınacak bir yer bırakmak… Yoksa okyanusun ortasında savrulup gideriz.

Döndüm, sordum, çırpındım, güldüm… Ama her defasında aşkın, güvenin ve kendi limanımı bulmanın yolunu keşfettim. Hayat böyle bir yolculuk; bazen güllerle, bazen taşlarla… Ama hep devam ediyor.