Türk musikisinde şarkı seçimi basit bir repertuvar tercihi değildir; sanatçının kimliğini ortaya koyan estetik bir beyandır. Hangi eseri okuduğunuz, aslında musikiyi nasıl anladığınızı gösterir.
Son yıllarda dikkatimi çeken bir durum var: Aynı eserler etrafında dönüp duran dar bir repertuvar anlayışı. Türkiye’de bu alanda çalışan müzikologlar da benzer bir tespitte bulunuyor. Arşivlerde yüzlerce kıymetli eser dururken, birkaç popüler şarkıya sıkışıp kalmak musikimizin zenginliğini gölgede bırakıyor. Oysa sanatçı, dinleyicinin kulağını eğiten kişidir; hazır olanı tekrar eden değil.
Şarkı seçerken önce sesimizi tanımalıyız. Her makam her sese yakışmaz. Segâh’ın mahzun derinliği ile Rast’ın dengeli yapısı aynı tavrı kaldırmaz. Akademik çevrelerde de sıkça vurgulandığı gibi, makamın karakteriyle ses rengi uyumlu değilse hem eser hem icracı zarar görür.
Bir başka mesele de usûl ve anlamdır. Ağır usûllü eserlerden kaçmak kolaycılıktır. Oysa musikimizin asıl derinliği o sabır isteyen yapılarda gizlidir. Güfteyi anlamadan okunan şarkı ise eksiktir. Söz ve ses birlikte anlam kazanır.
Benim kanaatim şu: Şarkı seçimi cesaret ister. Popüler olanı değil, doğru olanı tercih etmek gerekir. Repertuvar oluşturmak bir vizyon işidir. Gelenekle bağı koparmadan yeni ufuklar açabilen sanatçı, kalıcı olur.
Türk musikisinin geleceği büyük ölçüde bu bilinçte saklıdır. Seçtiğimiz her eser, bu kadim mirasa nasıl baktığımızın sessiz ama güçlü bir ifadesidir.
Sevgi ve saygılarımla.