Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın geçen hafta açıkladığı enflasyon raporu, ekonomide hedeflerin yeniden şaştığını ortaya koydu. Yüzde 16 seviyesinde öngörülen beklentinin yüzde 24’e yükselmesi, yıl sonu enflasyonunun gerçekte yüzde 30’un üzerine çıkabileceği endişesini artırıyor. Bu tablo, halkın daha da yoksullaşacağını ve ekonomik sıkıntıların derinleşeceğini gösteriyor. Kısacası işler yolunda gitmiyor. Yeni yöntemlere, yeni önlemlere ihtiyaç var.

Bu noktada, 1928 yılında insanların düşüncelerinin nasıl yönlendirildiğini anlatan Edward Bernays’ı hatırlamak gerekiyor. Bernays, “Propaganda” adlı eserinde toplumların nasıl manipüle edildiğini detaylı biçimde anlatır. Büyük yalanların sürekli tekrar edilmesi, süslü kavramlarla kamuoyunun yönlendirilmesi ve insanların sahte vaatlerle etkilenmesi… Türkiye’nin bugün yaşadığı tablo da tam olarak budur.

Propaganda; insanların neye inanacağını, kime hayranlık duyacağını ve neyi arzulayacağını belirleyen bir araç haline gelir. Sürekli tekrar edilen söylemler zamanla insanların zihnine yerleşir. Tüketici dürtülür, arzuları artırılır. Bu süreç, tıkanan kapitalist düzenin doğal sonucu olarak karşımıza çıkar.

İşletmelerin halkla ilişkiler faaliyetleri de bu sistemin önemli parçalarından biridir. Kapitalist düzen büyüdükçe, toplumun sorgulama refleksi zayıflatılmak istenir. Bunun için eğitime, sanata, bilime sponsor olunur; reklamcılar, metin yazarları ve görsel tasarımcılar aracılığıyla geniş kitleler yönlendirilir.

Bugün cep telefonlarımızda ya da bilgisayarlarımızda karşımıza çıkan reklamlar bunun modern örnekleridir:

“Size özel yüzde 50 indirim…”

“Anneler Günü’ne özel yüzde 30 fırsat…”

“Bugüne özel faizsiz kredi…”

“Kaçırmayın, son gün…”

Tüm bu mesajlar tüketicinin psikolojisini hedef alır. İhtiyaçtan çok, kaçırma korkusu oluşturur. Modern propagandacılar tam da burada devreye girer.

Örneğin; yeme içme alışkanlıklarımızı kim etkiliyor? Çoğu zaman televizyon programlarına çıkan uzman doktorlar, sosyal medya fenomenleri ya da sponsorlu içerikler. Bir üründen söz ediliyorsa dikkat edin. Yıllar önce zeytin ağaçlarını kesmek için zeytin yağını görmezdrn gelip, margarin yağının reklamının yapıldığını unutmayın…Bir kuyumcu vitrinde yüksek fiyatlı ürünler sergilerken, hemen yan dükkânda “Bugüne özel yüzde 50 indirim” kocaman afişiyle sizi içeri çekmeye çalışıyorsa dikkat etmek gerekir. Birisi lüks algısı yaratır, diğeri “kaçırma” "ucuz" duygusunu tetikler. Belki de her iki mağaza aynı sisteme hizmet ediyordur. Bu bir satış tekniği olabilir.

Bu örnekler hayatın her alanında çoğaltılabilir.

Oysa sağlıklı bir toplum, gerçekten ihtiyaç duyduğu ürünü üretip tüketen toplumdur. Gereksiz tüketim tuzaklarına düşmeden hareket edildiğinde hem birey hem ekonomi nefes alır. Belki de enflasyonla mücadelenin ilk adımı, tüketim psikolojisini doğru okumaktan geçiyordur.

Tuzaklara düşmemek umuduyla…