Roman türünün köklerini araştırırken kimileri nasıl 17. Yüzyıl başlarına uzanıp Cervantes'in Don Kişot'unu milat alıyor, dahası, milat'tan çok öncelera gidip Homeros'un Odysseia'sında roman sanatının izlerinin peşine düşüyorsa, Hikâyenin köklerine yöneldiğimizde de 14.Yüzyılda Chaucer'ın Kenterbury Hikâyeleri ve Boccaccio'nun Dekameron'uyla yetinmeyip, Hindistan'dan kaynaklanarak İran'da, Arap ülkelerinde boy atıp gelişen, oralardan Avrupa'ya erişen Binbir Gece Masalları'na varabiliriz belkide.

Fakat Romanın da Hikâyenin de özünde yüzyıllar boyunca ağızdan ağıza, kulaktan kulağa aktarılan söylenceler, masallar, fabllar ve kıssaların, başka bir deyişle insanın onsuz edemediği hikâye anlatma tutkusunun yattığı açık olsa gerek.

Bu hikâye anlatma tutkusunun sözlü geleneklerden evrilerek yazılı anlatı sanatına erişmesi ise, insanın uygarlaşma sürecinin sonuçlarından birisi olarak görülebilir.

Modern anlamda kısa hikâyelerin, ancak 19. Yüzyılda bağımsız bir Edebiyat türü olarak kabul edildiğini söyleyebiliriz, Kanaatimce...