Yılın başından itibaren kentimizde ve birçok kentte; ani ve şiddetli yağışlar sonrası yaşanan su baskınları, dere ve kanal taşkınları sonucunda gerçekleşen sellerle birlikte çevre ve insan sağlığı olumsuz şekilde etkilenmiş, yapılaşma baskısı altında günbegün azalan tarımsal alanlar zarar görmüştür.

Elbette yaşadığımız bu sorunlar günün getirdikleri değil. Bunu gayet iyi biliyoruz ve bu sorunların uzunca yıllara dayanan bir geçmişi var. Bunun net olarak farkındayız. Bu durum yılların sorunlarının kümülatif sonuçları olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat konunun özünden de sapmamak lazım. Yaşanan tüm bu olumsuzluklarda; uzunca yıllardır süre gelen plansız çarpık kentleşme ve çevresel tahribatlar yer almaktadır.

Kentin geçmişten günümüze sahipsiz kaldığı dönemlerin ceremesini tüm kentli, yaşanan en ufak sorunda dahi tüm yaşamında olağanca yoğunluğuyla hissetmektedir. Kent alttan üste bilimsellikten uzak, çarpık büyümesiyle her noktasında çözüm üretilmeyen ve bir sonra ki olumsuzlukta kendini yeniden nükseden kronik sorunlar yumağına dönmüş durumdadır. Yıllardır yerelde kent adına sorunları çözemeyen ekiplerden sorunları çözmesini bekleyen iradenin de, bu noktada kendine bir öz eleştiri yapması gerekmektedir. Sorunlar günün sorunları değil fakat bu sorunları çözmesi beklenenlerinde eski ve eskiden beri çözemediği durumlar olduğu göz ardı edilmemelidir.

Kentin çevresel durumunun ve doğal kaynaklarının dahi farkında olmayanlardan doğal kaynakları yönetmesini beklemek ne kadar doğru! Bunu, insanların sorması gereken en haklı soru olarak gördüğümü belirtmek istiyorum. Yaşam alanımız olan kentlerde hayatı kolaylaştıran, nefes aldıran huzur veren, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını tüm canlılara sunmak gerektiği bilinciyle hareket edilmelidir.

Kentimizde kişi başına düşen beton miktarı ve sert zemin miktarı her geçen gün artmaktadır. İklim değerlerinin insan yaşamına daha uygun hale getirilmesinde en önemli etkenlerden yeşil alanlar içinse bunu söylemek mümkün değildir. Doğal alanlarının azaldığı, büyük bir bölümü beton ve asfaltla kaplı olan şehre düşen yağmurun toprak tarafından emilemeyip doğrudan akışa geçmesi de, bu olayların yaşanmasında diğer önemli bir nedendir.

Peki, ne yapılması gerek dersek; sene 2014, 2015, 2016 ve neredeyse her yıl yapılması gerekenleri yaptığım basın açıklamalarında söylemişim. Başkaları da muhtemelen söylemiştir. Yapılması gerekenler yıllardır belli. Kent yönetimlerinde en önemli unsur vizyondur diyorum.

Doğal drenaj alanları olan aktif ya da pasif dere yataklarına müdahaleler önlenmeli, yaşanan olumsuzluklardan ders çıkarıp taşkın saha sınırları belirlenerek haritalara işlenmeli, bu bilgiler imar planları yapılırken göz önünde bulundurulmalı ve yapılaşmaya kapatılmalıdır. Kentte yapılaşma baskısı altında kalmış olan yeşil alanlar ve tarım alanları korunmalı, kent planlaması bu durumlar göz önüne alınarak yapılmalıdır. Kent yönetimi yaşamı ve halkı göz önüne alarak kenti yönetmelidir.

Yağışlarla birlikte yağmur sularının ve mevcut durumun kontrol altına alınarak doğru yönetimi, yağmur hasadı, yeraltı su depolama uygulamalarının yapılması ve kentin yeşil alanlarının ekolojik temelli uygulamalarla artırılmasıyla yağmur sularının toprak zeminden yeraltına ulaşması sağlanmalıdır. Ayrıca ‘su’ çevre mühendisliği branşının ana ve ayrılmaz konularından biridir. Yapılacak her türlü çalışmada bu durum göz önüne alınmalıdır. Kentin en önemli kaynaklarından olan suyun doğru yönetimi kuraklığa karşı alınacak en önemli tedbirdir ve su baskınlarını önlemede en önemli etkendir.

Ortak değerimiz olan çevrenin asli unsuru su, en küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar yaşamı ayakta tutandır. İnsan ve doğa ilişkisinin de en önemli belirleyenlerinden birisidir.