Kemal Kılıçdaroğlu butlan kararıyla yeniden yönetime geçtiğinde arınmadan bahsetti. Etik dışı faaliyette bulunan, hakkında fezleke ya da soruşturma açılmış kişilerin tasfiyesini sağlayacaklarını ve bu kişilerin mahkeme yoluyla aklanmaları sonrası partiye dönebileceklerini belirtti.
Elbette hiçbir kurum kendi içinde yolsuzluğa bulaşmış, maddi çıkarımlar sağlamış ve makamını kullanarak menfaat temin etmiş kişileri bünyesinde tutmak istemez. Buna yönelik süreçlerini hukuk çerçevesinde disiplin kurullarını işleterek başlatabilir. Ancak mevcut ihraç kararlarında kesinleşmiş bir mahkeme sonucu olmadan ya da net deliller olmaksızın yapılmış olması, arınmadan çok bir kesin hüküm verme sonucu çıkarmakta. Zira hem CHP'lilere hem de kamuoyuna yapılanların doğru anlatılamadığı bir gerçek.
Görevden almaların da hazırlık yapılmadan duyurulması ve yeni atanan isimlerin dahi yönetim listesi oluşturmadan duyurulması, butlan yönetiminin atanan kişileri zora sokan tavırlarından birisidir. Tepkilerin artmasına neden olmuştur. Menfaat tartışmaları arasında güven oluşturucu etkin söylemleri zayıflatmıştır. Bakalım süreç neleri gösterecek?
Arınmadan bahsedip geçmişte öyle ya da böyle kriminal kişi ve yapılarla ilişki kurmuş kişilerin, iptal olan kurultayda delegelere “bizzat ben para dağıttım” diyen kişilerin yakınlarının ve bu gibi birkaç örnek eski yeni yetki sahiplerinin Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminde yeniden görevlendirilmesi, güven konusunda butlan yönetiminin aşama kaydedemediğini gösterir. Bu durum açıklamaya muhtaçtır.
Atamayla gelenler dışlanmayla karşı karşıya kalmakta. Onları destekleyenler dahi kendi aralarında bölünmüş durumda. Bir kesim “biz partiliyiz, kişilere bağlı değiliz, partimize sahip çıkmak için makama gelenlere saygı duyuyoruz” derken, bir kesim de tamamen butlan kararıyla yönetime gelen Kemal Kılıçdaroğlu'nu desteklemekte. Partiden bağımsız, sadece kişilere endeksli bir destek “!”.
Görevden alınanlar da butlan kararını kabul ederek yönetime gelenlerin tam anlamıyla demokrasi darbesiyle CHP'nin iktidar yürüyüşü önünde engel olmakla suçlamakta. Maalesef toplumda genel kanı bu yönde.
Kurultay yapılsın ya da yapılmasın, Özgür Özel ve onu destekleyenlerin CHP dışında başka bir oluşumda yer almaları, CHP'de toplumsal tepkinin de etkisiyle kopuş silsilesi başlatabilir. Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde partilerden bağımsız olarak aday doğru belirlenirse iktidarın değişeceği beklentisi yüksek; ancak butlan kararı sonrası kızgın CHP seçmenleri sandığa küser ise ki iktidarın hedef stratejilerinden birisi bu, mevcut iktidarın yeniden seçim kazanma ihtimali de doğmuş olur.
Kılıçdaroğlu yönetiminin CHP tabanında istedikleri karşılığı bulamadığı net. TV programlarında da ikna edici argümanlar sunmakta çok zorlanıyorlar. Eğer iletişim kanallarını bilgi bakımından hazırlıklı kullanırlar ve bir an önce eylem planlarını açıklayıp net takvim sunamazlarsa yıl sonunda butlan yönetiminin etkisizleştiğini ve yönetimden uzaklaştıklarını görebiliriz. Ya da Özgür Özel'in süreçten çok daha güçlü çıkıp 2002'deki AKP çıkışı gibi sürpriz yapmasına ya da önceki parti kuranların akıbetine uğradığına da şahit olabiliriz. Diğer muhalefet partilerinin birçoğu doğru aday üzerinde ittifak yapma konusunda isteklerini şimdiden belirttiler. Hatta bazıları butlan yönetimini tanımadıklarını da belirttiler.
CHP'de göreve gelen tüm yönetimlere parti sadakati adına destek verenleri kimse eleştirmemeli. Haksızlık olur. Kişiler gelir geçer, asıl olan kurumsal kimliktir. Bu nedenle olası ayrı düşmenin geçici olduğunu ve elbet herkesin tekrar bir arada mücadele edeceğini unutmamak lazım.
Ez cümle; arınma ile kast edilen yozlaşmış zihniyetin tasfiyesi ise buna bir kişi bile karşı çıkmaz. Niyet eylemlerden okunur ve kamuoyunu ikna edecek adımların atılması beklenmekte.