İster atamayla ister tek aday olarak yönetime gelinsin, sonuçta il ve ilçe örgütlerinin başkanı genel merkez tarafından onaylanır. Bu sebeple her yönetim değiştiğinde olumsuz görüşler ve olumlu beklentiler konuşulur. Koltukta oturanlar bilir ki zamanla etkinlik ve çalışmalar, partililer ve halk tarafından takip edilerek kabulleniş ya da kopuş hâkim olur. Bu süreç, yeni yönetime tanınan bir nevi kredidir.

Bazı il başkanları ve yönetimlerinin görevden alınması ve yerlerine atama yapılması ne ilk ne de son olacaktır. Bu değişimin butlan kararı sonrası olması, değişimi kuralsız ya da tüzüğe aykırı yapmaz. Zira butlan, eski yönetimin başa gelmesi demektir ki tüm resmî makamlarda ve kurumlarda mevcut durumda genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Bunun Özgür Özel de farkında ve bu nedenle grup toplantılarında ve çeşitli mecralarda yetkili olan kişilere hitap ederek taleplerini hem yazılı hem de sözlü olarak iletmektedir.

İtirazlar ve tepkiler de bir o kadar normaldir. Bu durumu iyi yönetebilenler, yeni kazanımlar ve yeni siyasi sonuçlar çıkaracaktır.

İzmir İl Başkanlığında olan şey, kim ne derse desin, eski yönetim ve ona destek verenlerce doğru değildir. Hak arama yöntemi bu değildir. Ne yani, partinin yetkili organları bir karar vermiş ve “Kararı tanımıyorum.” demek, kararın geçerliliğini kaldırdı mı? Doğru olan, devir teslimin gerçekleşmesidir. Sonucu değiştirmeyecek şiddete yönelik davranışlar ve birbirlerine hakaret eden taraflar hiçbir şey elde edemezler; nitekim edemediler de.

Yıllardır birlikte parti içinde çalışmış insanların birbirlerine düşmanmış gibi tavır alması, halk nezdinde hoş karşılanmamaktadır. Eğer Kemal Kılıçdaroğlu yönetimini haksız buluyorlarsa, mücadele etmenin yolu bellidir. Kurultaya kadar üyelerle gerçek anlamda iletişim kurup, kurultay delegelerinin belirlenmesinde kendi görüşlerine uygun oy verilmesi için ikna çabalarının gerçekleşmesi gerekir. Söz sahibi olmak için iletişim kanallarının açık olması şarttır.

Bunu yaparken de butlan yönetimlerine “hain”, diğerlerine de “hırsız” demekle sadece kutuplaşma artar ki bu söylem sokakta parti lehine sonuçlar vermez. “CHP’de olanlar bizi bağlamaz.” deyip 7/24 CHP’yi konuşan iktidarın istediği de bu bölünmedir. Ve bu kutuplaşma, parti içi denklemlerin oturması sonrası bir nesil sürecek ayrışmayı da beraberinde getirme riski taşır. Bazı söylem ve hareketler hafızalara kazınır.

İl ve ilçe yönetimlerindeki atamalarda genel merkez, eğer gerçekten gelecek kurultaya kadar partiyi kendi beklentileri doğrultusunda sürdürülebilir hâle getirmek istiyorsa, atamalarla gelen yönetimlerde hem kendisine hem de Özgür Özel’e yakın olan isimlere yer vermelidir. Bu denge, gerçek anlamda fikir ve çözüm odaklı bir anlayışın göstergesi olacaktır. Kurultaya giderken yapılacak yeni delegasyon da bu nedenle gerçek anlamda bir demokrasi göstergesi olacaktır. Delegeler tamamen yeni isimlerden oluşmalı; eski delege hısım akrabaları ya da parti yöneticilerinin, parti yolunu bilmeyen yakınlarından olmamalıdır.

Adana ilçe belediye başkanlarının hukuki savaşı sürerken, Adana halkı nezdinde CHP’nin ve belediyelerin hâlâ olumlu bir algısı varsa unutulmasın ki bu, Zeydan Karalar’ın etkinliği ile Büyükşehir Belediyesinin ilçe belediyelerine birçok alanda verdiği destek ve ortak çalışmaları sayesinde oluşmuştur. Eksikler elbette vardır. Ancak son 1,5 yıldır yaşananlara bakınca, çok zor koşullarda hizmet vermeye gayret ettikleri de aşikârdır. Her şey güllük gülistanlıkken değil, kriz anlarında yapılanlar yönetsel beceriyi gösterir. Şu aşamada Büyükşehir Belediyesi, şehrin sorunlarıyla ilgilenme konusunda başarılı bir süreç yürütmektedir.

Ortada bir yanlış varsa suçlu aramak yerine doğruya ulaşmak için ortak akılla hareket etmek önemlidir. Bu akıl, akıl vermekle değil, aklı kullanmakla olur; herkes için iktidar olmaya yönerge verir.

Ez cümle;

Gazeteci Deniz Zeyrek’in dediği gibi, keşke butlan yerine kayyum olsaydı da Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel, tüm partililerle birlikte mücadele etselerdi. Belki de iktidar yolunda en onurlu mücadele bu olurdu.