Mekke'de atılan imza, yalnızca yeni bir savunma ittifakını mı temsil ediyor; yoksa ortak tarih, ortak değerler ve ortak gelecek fikrinin yeniden inşasına açılan bir kapıyı mı?

Dünya uzun zamandır alıştığı güvenlik düzenini kaybediyor. Eskiden büyük güçlerin çizdiği sınırlar içinde hareket eden devletler, bugün kendi güvenliklerini yine kendileri inşa etmenin yollarını arıyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri ise uluslararası kurumların krizler karşısında giderek daha etkisiz görünmesi. Güçlü olanın haklı sayıldığı bir dönemde, devletler haliyle yeni ortaklıklar kurmaya yöneliyor.
Geçen hafta Mekke'de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması da tam bu arayışın bir ürünü. Görünen o ki bu anlaşmanın asıl önemi, kaç ülkenin imza attığından çok hangi düşünceyi temsil ettiği. Çünkü burada verilen mesaj şu: "Kendi güvenliğimizi başkalarının insafına bırakamayız."
Yıllardır İslam coğrafyası, krizlerin merkezinde yer aldı. Ancak ne yazık ki aynı coğrafya, ortak hareket etme konusunda da en zayıf bölgelerden biri oldu. Ortak acılar yaşandı ama ortak politikalar geliştirilemedi. Ortak tehditler görüldü ama ortak refleksler gösterilemedi. İşte bu yüzden Mekke'de atılan her adım, sadece askerî değil, aynı zamanda psikolojik bir eşik anlamı taşıyor. Peki Türkiye bu tablonun neresinde?
Aslında Türkiye'nin rolü yeni değil. Son yirmi yılda yaşanan gelişmeler gösteriyor ki bölgesel krizlerin hemen hepsinde Ankara'nın tavrı merak edildi. Çünkü Türkiye artık sadece kendi sınırlarını koruyan bir ülke değil; aynı zamanda çevresindeki güvenlik denklemine yön verebilen bir aktör hâline geldi.
Savunma sanayiindeki ilerleme, diplomatik girişimler ve sahadaki tecrübeler Türkiye'ye önemli bir ağırlık kazandırdı. Fakat asıl mesele askerî güç değildir. Tarih bize defalarca göstermiştir ki silahlar savaş kazandırabilir; fakat güven inşa edemez. Kalıcı birliktelikler ise güven üzerine kurulur.
İşte tam burada Türkiye'nin en büyük sorumluluğu başlıyor. Eğer böyle bir ortak savunma yapısı gerçekten güçlü olacaksa, bunun temeli yalnızca ortak silah sistemleri değil; ortak akıl, ortak hukuk ve ortak hedef olmalıdır. Aksi hâlde bugün atılan imzalar, yarın unutulacak fotoğraflardan öteye geçemez.
Türkiye bu süreçte sadece "en güçlü ordu" olmayı hedeflememelidir. En güvenilir ortak, en üretken ülke ve en çok çözüm üreten devlet olmayı hedeflemelidir. Gerçek liderlik, yalnızca güç göstermek değil; başkalarına yön gösterebilmektir.

Belki de Mekke'de atılan imza, yeni bir savunma anlaşmasının başlangıcından çok daha fazlası. Belki bu adım, yıllardır parçalanmış bir coğrafyanın yeniden ortak bir gelecek kurma iradesinin ilk cümlesi. O cümlenin nasıl tamamlanacağını ise imzalar değil, bundan sonra ortaya konulacak samimiyet belirleyecektir.