Çukurova nefes alamıyor.
Ama sebebi ne sıcak hava ne de mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar; Sebebi ateş.
Her hasat döneminde aynı görüntü… Bir tarla yanıyor, ardından bir başkası. Akşam oluyor, ovanın üzerine ağır bir duman çöküyor. İs kokusu kilometrelerce uzağa ulaşıyor. Pencereler kapanıyor, insanlar evlerine çekiliyor.
Koskoca Çukurova adeta entübe. Üstelik bu bir doğal afet değil.Deprem değil. Sel değil. Yıldırım düşmesi hiç değil.
Bizzat insan eliyle çıkarılan bir yangın.
Birileri hasattan kalan anızı temizlemenin en kolay yolunu seçiyor: Kibriti çakıp arkasını dönmek.
Peki geride kalan? Kapkara bir toprak… Ölen canlılar.Kirlenen hava.
Duman altında kalan şehirler, ilçeler, köyler…
Ve bütün bunların bedelini ödemek zorunda bırakılan binlerce insan.
Kimsenin birkaç saatlik işini kolaylaştırmak uğruna başka insanların soluduğu havayı zehirlemeye hakkı yok. Kimsenin tasarrufu, bir çocuğun, bir yaşlının, bir hastanın temiz hava soluma hakkından daha değerli değil.
Üstelik anız yakmak yasak. İşte insanın aklı burada karışıyor.
Yasak ama Çukurova her Ağustos yanıyor!
Her hasat döneminde kilometrelerce öteden görülebilen dumanı vatandaş görüyor da denetlemekle görevli olanlar görmüyor mu?
Anız yangınları artık münferit birkaç olay denilerek geçiştirilemez. Her yıl aynı tarihlerde, aynı bölgelerde, aynı manzaralar yaşanıyorsa ortada yalnızca anız yakanların değil, önleyemeyenlerin de cevap vermesi gereken bir sorun vardır.
Uyarı yapmak yetmiyor.
“Anız yakmayınız” demek yetmiyor.
Sosyal medyadan birkaç görsel paylaşmak hiç yetmiyor.Çünkü sonuç değişmiyor.Nefes alma hakkı,yaşama hakkı gasp edilen bölge halkının sessiz tavrı ve yetkililerin acizliğine bakılırsa ciğerlerimiz daha çok anız dumanı çekecek içimize.