Bugün sabah çok güzel. Kaç defa daha böyle bir sabaha uyanırım bilemiyorum. Takılmıyorum, çünkü hangi anlar bana güzelliklerin kapısını aralayacak bilemiyorum. Kim bilebilir ki bunu? Ama ben çirkinlerin çirkinliklerinden korunmasını becerebilirim.

İnsan güzel anlarıyla kötü anlarını terazinin kefelerine koysa hangisi ağır gelir, hiç bunun hesabını yapmadım, buna da takılmadım, hatalar da beni olgunlaştırıyor, ama yapanlar var, duraksamadan kötü anlarım çok diyecek çoğunluklar var ve doğruyu da söylüyor olacaklar, çünkü kötü anlarımızı dillendirmekten haz alıyoruz.

Güneş ne kadar sakin ve anlayışlı, ısısını saygılıca ve eşitçe paylaşıyor bu sabah, hiç kızdırmıyor, kızdırsa da sakıncası yok.

Dün akşam her şey hiç sıkıcı değildi. Ne yaptıysam ortam ve kendim neşelendim. Becerikli olan ben miydim, yoksa sıkıcı olmayanlar örgütlenmiş, planlı olarak üzerime mi geldi? Ve ben tek olmadığım için mi neşelendim?

Hayır, senden de sıkılmadım.

Bu soruyu sormadan ben yanıtlayayım en iyisi.

Sıkılmadığım, beni sıkmayan tek kişi olduğunu demiyorum, dostlarıma haksızlık yapamam.

Ama yanımda yoktun o akşam, önceki birçok akşam da. Olsaydın örgütlenmiş kötülükle daha kolay baş ederdim, kötülük yan yana gelince yenilir, iyi bilmen gerek bunu.

Sabah meltemi ne kadar da kibar ve anlayışlı esiyor. Bağrımı sonuna kadar açıyorum. Tenime dokunuşundaki kibarlığı iliklerimde hissediyorum.

“Neden bir insan yüreğinde olan şeyleri açık saçık söylemez ki?”

Bak, işte bunu diyen Dostoyevski.

Sahiden konuşturan yürek mi, akıl mı?

Düşünen yürek mi, akıl mı?

Seven yürek mi, sevdiren akıl mı?

Doğru ile yanlışı ayırt eden, kararlar aldıran, kararlar verdiren, güldüren, ağlatan, sevindiren, üzen kalp değil akıldır, bunu bilmeyecek değil elbette Dostoyevski; sanırım burada yapılmak istenen biraz ironi, biraz romantizm, kalbe yüklenen imge...

Yoksa her aklı başında olan bilir kalbi harekete geçiren, heyecan veren, güm güm attıran akıldır.

Akşam sıkıntıya yenilmememin altında yatan da bu muydu, aklımla, kalbimle var olduğum için miydi yoksa demiyorum, tam da bunu diyorum.

Akşama dönmek istemiyorum.

Bugün sabah da çok güzel.

Herkes, her şey çok saygılı. Sokaktan geçen satıcılar kendini yırtmıyor. Dallara konan serçeler de öyle, kulağımı tırmalamıyorlar. Avcılar pusu kurmuyor, telgrafın tellerinde teşbih gibi sıralı sığırcıklar vurulmuyor, balıklar rakılara meze edilmiyor.

Bir insanı hayatımdan çıkarmam için istediğim gibi olmaması değildir, bana sadık olmaması, hizmetkâr gibi davranmaması da değil, zira bir ilişkide ne sadakat ararım, ne hizmetkâr, hele istediğim biri gibi olmasını hiç aramam, bana benzeyenlere tahammülüm yok çünkü, benden bir kişi var bende, bu yeter, herkes kendisi olsun yeter, kendi bilinciyle oluşturduğu bir karakter olsun, bu da çok daha yeter.

Yalancı olmak hiç mesele değil, zira hepimiz su katılmamış yalancıyız, hatta arsız yalancıyız, iflah olmaz yalancıyız ve hatta som yalancıyız.

Korkaklığı da sorun etmem, o da cesaret kadar güzeldir...

Sevgisiz insanları hayatımda istemem, bir buna katlanamam.

Sevmeyen insan doğanın en tehlikelisidir, bu türden insana insan demek bile ayıp, bunlardır her kötülüğü icat eden.

Bugün sabah çok güzel. Annemin sesi kanarya gibi. Yola çıkabilirim.

Güzellikler anlamını günün açmasında buluyor yine.

Gelsem nerede uyutursun beni?

Kimi yazılarımı sana yazdığımı sanıyorsun, değil mi?

Ah ahh!

Yanılıyorsun, pek yanılıyorsun.

Her yazdıklarımda sen varsın ama, çok varsın.

Bugün sabah tam güzelim, som güzelim.

Sarılabilir miyim?

Anneme sarılır gibi değil ama.