İnsan dedi; insan dedi de neden insanı sevdiğini yeniden düşündü ve ardından uğruna bunca acıya katlanılır mı? dedi; dedi de devam etti, sadece kendini düşünmek varken, dedi, ama bireyselliği getirip de bir türlü toplumsallığın önüne koyamadı, on yıllar sonra alnında oluşup yanağından akan terleri silerken.
Her insan kendinden sorumludur derler ama, o buna itibar etmez, şiddetle karşı dururdu; dururdu da ben bir kendimden sorumlu değilim derdi. Aslında buna da inanırdı, inanmaz değildi, ama yetersiz, ama eksik bulurdu; her insan aynı zamanda yanındakinden de, komşusundan da, kentinden de, ülkesinden ve hatta evrenden de sorumluydu, buna inanırdı; inanırdı da, bir güzel de her yerde lafını esirgemeden derdi; insan tek yaşayamaz, tek var olamaz, tek mevcut çelişkileri çözemez, tek toplumsal sorunlarla baş edemez; tek dünyayı, tek kendini bile değiştiremez der; unutmayı salık verenlere, unutmanın güzelliğinden söz edenlere, unutmanın insanı dinç tuttuğunu, iyileştirdiğini söyleyenlere itiraz eder, etmekle kalmaz, kızardı da; tasasızlığa, gamsızlığa, vurdumduymazlığa bir güzel kızardı.
Unutmak, bir kültürü yok etmekti; belleği ötürgen gibi boşaltıp, temizlemek, çürütmek ve kokutmaktı. İnsan ona göre hiçbir şeyi unutmamalıydı, yaşadıklarını santim santim, virgülüne kadar anımsamalıydı. İnsan unuttuğu için, belleğini ötürgen yaptığı için her bir şeyi tekrarlaya tekrarlaya yaşıyor, savaş denen illetten bunun için kurtulamıyor, savaşın getirdiği yıkımı unuttuğu için, açlığı, kıtlığı unuttuğu için, zulmü icat edenleri unuttuğu için başı beladan, gagası dışkıdan çıkmıyor derdi; derdi de bunun için de didinip dururdu.
Bir kültür, unutmama üzerine yazılmalıydı; unutursan, kültürünü unutmanı isteyenler yazar, onlar da işlerine geldiği gibi yazar, biz unutanlar da bunu hak etmesek de unuttuğumuz için hak etmiş oluruz; dedi net bir edayla.
Dünyada kültürü yaratan, yenileyen, güncelleyen solculardı; bu haliyle sermayeyi, bu haliyle siyasetçileri, bu haliyle Nemrutları, Firavunları rahatsız ediyor, ediyordu da önünü alamıyorlardı. Bu yüzden zulmü, işkenceyi, suikastleri, iftiraları, suç atmayı, yolsuzluğu icat etmişlerdi; bu yüzden işkencehaneleri kurmuşlardı; bu yüzden giyotini demircilere yaptırmışlardı bu yüzden İngiliz ipini yağlamayı öğrenmişlerdi. Bunun için kültürü yok etmeleri, toplumu kültürsüzleştirmeleri gerekiyordu; iç savaş da dış savaş da bunun içindi.
Çıkmaza girince, yönetemez olduklarında kapitalistler sürek avına çıkarlardı, var olan solcuları toplarlar, hapse atamadıklarını yargılamadan infaz ederlerdi Kenan'ın oğlanları.
Tam bir kültür insanıydı Mustafa, kültür üreticisiydi. Yeni insan kuşağı, yeni kültür, tamamen özel mülkiyeti reddetmiş... Ansiklopedi gibi bir hafıza yaratmıştı kendine ne okuduğunu ne gördüğün ne duyduğunu unutmazdı.
O da solcu avında toplananlar arasındaydı, derhal mapusa kapatıldılar.
Bir solcunun en güzel ve dikkat çekici meziyeti her yeri eğitim alanına çevirmesiydi; bundandı mapushanelerin okula dönüşmesi bundandı, kitap okuması, bilgiyi içselleştirmesi.
Belleğini ezber üzerine değil unutmama üzerine kurgulamıştı; bunu da okuyarak, dinlediklerini tekrarlayarak, edindiği bilgiyi içselleştirerek yapıyor, bunda da başarılı oluyor, nazarlara geleceğim diye de korkmuyordu; zaten nazar da yok diyordu. Unutursa zulümler artarak sürecekti, en büyük affedilmezlik de buydu onun için.
Anılara bir dalmasın, ayrıntılı anlatır, noktasına kadar söylerdi; söylerdi de birebir yaşayanlar yaşadıklarını unuttukları için bir güzel anımsarlardı; anıyı yeniden yaşar, olanca tazeliğiyle biraz önce yaşanmış gibi anlatır, herkesi şaşırtırdı; şaşırtırdı inceliğiyle, pek inceydi işte, ruhuyla, sözcükleriyle, mantığıyla...
Okuduğu kitapları da yine öyle anımsar, kahramanlarını bilirdi; tanıyordu “Bir Gün”, “İşgal”, “Edepsiz” romanlarının kahramanlarını.
Yürürken mitinglerde yürekten yüreğe kattı yüreğini; kattı da solmadı yüreği, kattı da her öldüğünde dirildi, dirildi de her dirildiğinde sevmeyi sevdi, jelatinden yeni çıkmış on dörtlü gibi sevdi, sevdi büyüdü, sevdi kendini sevdi...