“Sus, sus, sus, kimseler duymasın.”

“Söz gümüş ise sükût altındır.”

Sus! Sus ki bilmesin kimse senin ne düşündüğünü.

İşte böyle, atın değerinde ama hiç de altın olmayan öğütler veririz; bir de çok bilmiş edalarına girerek veririz öğütlerimizi.

Susan insan, susan toplum zehir üretir. Bu zehir önce kendini, sonra toplumu sarar, öldürür. Hadi birkaç insanı koyacak toprak bulursun ama toplumun ölmesine hiçbir mezarlık yeterli gelmez. Ölüler her yerdedir; kaldıkça çürür, çürüdükçe ölümcül salgın her yere yayılır. Öldürenler de artık ne yapsa nafile, baş edemez mikropla, çünkü o da bir mikroptur.

Bunu neden deme gereği duyduğumu söyleyeyim:

Şiddet okullara girdi, çürüme orta dereceli okullara kadar geldi. Ergen olmamış bir çocuk elinde silahla okula gidebiliyor, arkadaşlarını öldürüyor, yaralıyor.

“Balık baştan kokar.” diyoruz ya; baştan başladı çürüme, gövdeye geldi, şimdi dize doğru iniyor.

Kurtuluşu olmayan bir sürece indik ama hâlâ bir hamlemiz var.

Türkiye insanı diyemem; Türkiye insanını diğer ülkelerin insanlarından ayırt edemem, hele bu konuda hiç ayırt edemem.

İnsan bir yere kadar susar ama Türkiye insanı, dinin verdiği korkuyla uzun süre susar, uzun süre şükreder, uzun süre “Bu kaderim.” der, uzun süre korkar, uzun süre bireysel çıkarını gözetir. Canı tatlıdır; ölmekten, dayak yemekten, mapusa girmekten korkar. Bu yüzden uzundan da uzun susar ama hep susmaya alışık değildir. Durmadan susamaz. O kadar sabırlı, o kadar kendine ve halkına ihanet içinde de değildir.

Türkiyeli şimdi bu aşamada; sinme evresini tamamladı, tamamlayacak.

İnsanlar konuşuyor artık. Her yerde tek tek konuşuyor; fikrini çekinmeden dillendiriyor; eleştiriyor, korkmadan eleştiriyor, yazıyor, çiziyor, mizahını çoğaltıyor.

Biz mizah ülkesiyiz, mizahsız yapamayız. Çoğu zaman nüktelerle zenginleştiririz konuşmalarımızı; örnekleriz, iğnelerimiz de dilimizdedir. Bu yüzden sükûtumuz altından hemencecik gümüşe evrilir, derhal sözlerimiz altın olur.

Biliyor artık yaşamanın sırrının konuşmada yattığını; farkında artık, iyice farkında, kokmaya başladığının. Bu yüzden diyor ya bilgelerimiz: “Susmak çürümektir, konuşmak yaşamaktır.” Bu yüzden fark ediyor yan yana gelerek konuşmak gerekliliğini.

Ama önce kadınlar konuştu; iyi konuştu, cesurca konuştu. Şimdi erkekler de konuşuyor ama marifet yan yana konuşmada… Tek sesli değil, çok sesli.

İnsanın başı sıkıştı, pek sıkıştı; bunu gördü. Başı sıkışan insan çözüm aradı; dinden uzaklaşıp bilime yöneldi.

Bu yüzden başımız her sıkıştığında bir kapı açmayı başardık. Bu yüzden on dokuzuncu yüzyılı makine ve sanayi çağı yaptık; yirminci yüzyılı teknoloji ve iletişim çağı yaptık. Yirmi birinci yüzyılı da yapay zekâ ve veri çağı yapmamız bundan.

Başımız çok sıkıştı. Açacak yeni bir kapı gerekiyor. Bu, dünden belli oldu.

Geç kalmışlık yoktur, başlamama istemi vardır.