Kaç zaman, kaç boykotlu, işgalli, kaç aşklı, kaç sevmeli zaman geçti anımsayamadı; anımsardı aslında, az yoğunlaşsa saniye saniye de anımsardı; istemedi bunu, neden istemedi bunu, bilemedi, zamanı mı yoktu buna?
Yazıyordu, çok yazıyordu, "Yasemin Yazı Biterken" romanını yazıyordu; virgül, nokta aralığında bile vakti yoktu; düşünüyor yazıyor, yazıyor düşünüyordu; kesmişti yemeyi içmeyi, döşeniyordu tümcelerin ince narin beline.
Sevdi, solculuğu sevdiği gibi sevdi; sevişmeleri sevdiği gibi sevdi; slogan atmaları, bir mitingde konuşmayı, bir ant içmede sıkılı yumruğunu göğe vurduğu gibi sevdi yazmayı; boşalmaydı yazma, toprağa tohum serpmeydi, rahme spermi yollamaydı yazma; ulaşamadıklarına ulaşmaydı, evrim ve devrimdi yazma... bundandı durmadan yazması, bundandı, "Yas Kendini Tutturur" romanını yazması, bundandı, "Dinde değil, Kuran'da Reform" adlı araştırma kitabını yazması, tam da bundandı "Öteki Kuran" adını verdiği araştırma kitabını yazıp bastırması; bundandı yine bir araştırma kitabına, "Genetik Devrim" adını vermesi, ama hep oturup yazmadı; gezdi yazdı, gördü yazdı, eyleme katıldı yazdı, düşündü yazdı, okudu yazdı, evrimi devrime çevirmek için yazdı, bir güzel yazdı...
Yaşam deneme yanılmaydı; yaşam yenme yenilmeydi solculuk gibi; yenildi yendi, yendi yenildi, diyalektiğin tüm yasalarını kendin de işletiyordu Nuray.
Gözleri gözlere, gözleri yaralara, gözleri yoksulluklara, işkencelere, idamlara, savaşlara dokunduğunda ıslanıyordu; hep ıslaktı gözleri az evvel denizden çıkmış gibi, derhal ağlayacakmış gibi; ağlamaktı onu insancıllaştıran, onu solculaştıran insancıllığıydı; bu yüzden demezdi, ölmek için doğuyor insan; bu yüzden derdi, doğduysa insan gönüllüce bir güzel yaşamalı; bu yüzden yaşamadı sadece, yaşattı da; bu yüzden Diktatör Kenan'ın müstehaksın dediklerini de yaşadı, mahpusa girdi, aklını, duyarlılığını çoğaltarak çıktı.
Çıktı yazdı, dağa taşa, duvara sloganlar yazdı; öyle bir afili yazdı ki mevcut hattatlar gördü de utandı; öyle yakışıklı duvar gazetesi hazırlardı ki gören/duyan hattatlar mesleğini terk etti.
Yazdığı gibi de güzel konuşuyordu; noktalı virgüllü, vurgulu, tonlu... Bu yüzden Borsa Lisesindeki işgalde eline mikrofonu aldı, konuştu coştu, coştu coşturdu, etkisi ta Ray taksi durağına kadar, ta Ray taksiden Özen dolmuşlarının güzergâhına kadar tespih gibi dizilmiş jandarmaların, kalkanların ardına yatmış polislerin yüreklerine aktı, aktı da her biri daldı gitti, unuttular emirleri.
Hani insan doğruları değil işine gelenleri doğrudan sayıp doğru kabul ediyor ya, işte o hep reddetti bunu; bile isteye kabullenmedi; çıkarlara göre doğrular seçilemez dedi, dedi de Madımak için sokağa çıktı.
Her şeyi vardı sokağa çıktığında; vereceği umudu, vereceği gülüşü, vereceği tatlı sözleri... Cömertti. Esirgemedi, ömrünü de esirgemedi, insanın insanlaşmasına verebileceği ömrü de vardı; verdi, veriyor bunu kendi adına veriyor, bunu aşkı adına veriyor ve bunu insan için veriyor; biliyor bir toplum bukağılı olursa kendi, kendisi özgür olamazsa toplum olmayacaktı; ne kendi, ne insan aşkı olanca şaşasıyla yaşayamayacaktı.
Hayat solla güzelleşecekti; aşk solla eğlenceli olacaktı; saldı kendini yazmaya salar gibi, sola salar gibi saldı kendini aşka; bin gerekçe buldu aşka saldı kendini.
Solcuların sevgisi düşünce insanlarının problemleri üzerine; düşünce toplumun umutsuzluğu, karamsarlığı üzerine çözülüveriyordu dolaşan yumak; dağılıyordu hemencecik günü karartan, insanın iradesini kemiren karabasan.
Islık çalardı, çalardı da ama bir kez bile yumurta çalmadı komşudan; ıslık çalmayı mahpusta sanata çevirmişti, bildiği tüm şarkıları ıslıkla çalmaya başladı, ama en çok voltalarında çalardı; sonra isyanlarında pencereden koğuşu ve mahpusu kuşatan askerlere en gür nefesiyle, en yanık nefesiyle, "Vaktimiz doldu, erken doldu, ama doldu," dedi; dedi de hemencecik en gür, en duygulu sesiyle, "Jandarma biz sosyalistiz" şarkısını ıslıkla söylemiş, o an tüm saldırılar zınk diye kesilmiş, dayaklar durmuş, her asker kulağını ıslığa vermiş, ıslığın tesiriyle tezkerelerini bekleyen askerler yavuklularını düşünmüş, bir güzel unutmuşlardı asker oluşlarını.
Doldu sonunda, aylar sonra vakti doldu; kapı çaldı, kapı açıldı bahara, ağaçlar o yıl çok meyve verdi; o yıl görülmediği kadar karıncalar üredi, her yere uğur böcekleri kondu, ceylanlar Çukurova’da görülmediği kadar ikiz doğum yaptı, o yıl ta Toroslardan kekiklerin, menekşelerin kokusu aktı geldi; kentler nefis kokuya kesildi, kesildi de gönenerek bahara yürüdü.
Bir göz neden seğirir, bir ses neden titrer dedi yürüdü seke seke baharına...