"Solculuk nereden türedi?" diye sordu; kız derhal yanıtladı. Sanki bu soruyu o an bekliyor gibiydi. Aslında hiç hazır değildi, kıza da damdan düşer gibi hemencecik sormuştu.
"Sevgiden geliyor," dedi evelemeden, gevelemeden, yutkunmadan, düşünmeden, tam da anlayacağı türden dedi; dedi de o sırada milleti sıtmadan kırıp geçiren Sarıçam Deresi'nden gelen keskin kokular genzini yaktı, kızın önüne çöktü:
"Sevmek, her şeyi, herkesi nedensiz niçinsiz, sorgulamadan sevmekten gelir. Sadece insanı değil, şu gördüğün her şeyi sevmekten gelir; solculuk, ağaçları, karıncaları, papatyaları, şu fındık gibi burnu..."
Abi durur mu, o da patlattı soruyu:
"Sevgi niye icat edildi amca?"
Abiye döndü bu kez mevcut sevgisiyle ela gözlerine baktı, o an bir kez daha fark etti elayı ne çok sevdiğini ve o esnada her avludan sokağa Conilerin tartışmalı sesi akıyor, derken bu sesler sele dönüyor.
"Kötülükten," dedi. Bir an sustu, kötülüğü anlayacağı şekilde nasıl anlatacağını tasarladı, Firavunları, Nemrutları, Dehakları, Frankoları, Kenanları katmadan nasıl anlatacaktı?
"Hani geçen gün senin kulağını çeken, sana ceza veren fırça bıyıklı öğretmenin var ya, onların sevgisiz davranışlarını görünce icat etti insan. Hani bir de senin Ela arkadaşın var ya, hani annesi sürekli dövüyormuş ya kızını, öyle kadınları görünce; hani baban grev yaptı diye patron, adamlarının eline sopa verip çadıra yollayıp dövdürmüş ya, işte o patronları görünce insan demiş ki bunun karşısına bir şey gerek demiş, düşünmüş taşınmış, sonunda sevgiyi bulmuş."
Öyle durmaktan ayakları ağrıdı, yere çöktü; karakolda yediği bir araba falakadan sonra ayak ağrıları diniyordu, kendi kötülerini düşündü; gerilere, çok gerilere gitti, kötülükleri keşfettiği, kötüleri fark ettiği, solculuğu seçtiği günlere kadar gitti gitti. Bulunduğu ana dönmesi bir hayli zor oldu, kızın "amca" diyerek sırtına atlamasıyla geldi Karşıyaka'nın yoksulluktan eridiği, oyun parksız mahalleye. Kalktı, salonda bir tur attı Arap tayı gibi, sonra kızı abisinin yanına attı, kızın sevinçli sesi kederleri bir güzel temizledi.
"Bu kötüler kim?" dedi, karşısına geçip asker gibi duran abi.
Okulda öğretmişlerdi bu duruşu.
"Kötüler kim mi?" dedi, bakışları gecekondunun çamurlu sokaklarına açılan teneke kapılarda gezer gibi salonda bir süre gezdi.
"Yazarın biri şöyle demiş, 'Az anlayanlar, çok inananlar kötüdür.' Sen çok anla olur mu, ama hemencecik inanma, araştır, sorgula, öyle inan," dedi, yere serilen, üzerine sini konan sofranın bir köşesine bağdaş kurdu, çaydan buhar havalanıyordu.
Kız durur mu, durmadı, hemen bir soru daha patlattı:
"İyilere neden ceza veriliyor amca, seni de babam gibi mapusa kapadılar mı?"
"Kötüler oldum olası iyilerden korkarlar, bu yüzden düzenleri bozulmasın diye hep iyilere zulüm ederler. Baban benim aynı zamanda mapus arkadaşım," dedi Veli, dedi de önüne konan zeytine baktı, açlığını anımsadı. Açtı, en fazla da aşka açtı, kalbi ezildi.
Sevmekten korkmamalı demişti bir defasında ve şöyle sürdürmüştü, "Sevmek çözüm üretir, sevmek insanı iyileştirir."
İyileşeceğine inandı, inandı da şunları dedi bir güzel, içten dedi, yalansız dedi, dedi işte:
"Karşılaştıysak sekiz milyarın arasında çarpışmadan birbirimizle tesadüf denmez buna, şans denir mi buna, hiç bilemiyorum, denirse bir şey 'iyi ki' denmeli, kıymetini bilmeli. Kalmalı, gitmemeli, demeli kaybettim yolumu; baktın oluyor vazgeçmedim dersin, sonra dersin ki, çıktı söylediklerim."
Çıktı, çıktı da aşka da çıktı; solculuğun ve sevmenin ürettiği aşka, duraklamadan çıktı; mapustan çıkar gibi çıktı; daldı aşka Özenç gibi, sevdi, çok sevdi; sonradan da hep sevdi.
Geçerken hendekli sokakta bisiklet süren çocukların arasından, kırılıp sokağa dağılan aynada kendini gördü, durdu, baktı, unuttuğunu anımsadı; anımsar anımsamaz da, "Nasılsın?" dedi, o an bir daha unutmamaya karar verdi, herkese sorduğu gibi her defasında kendisine de soracak, ilgilenecekti kendisiyle; öğrendiği solculuk buydu, halkı unutmadığı gibi kendisini de unutmayacaktı; "İyiysem kendime de iyiysem insana da faydalı olurum," dedi, dedi döndü yine baktı beşgen aynaya, "Şimdi daha iyiyim," dedi.
Esasından da daha iyiydi.