Yazmak istiyordu, yazarak dökülmek, taşmak ve yazdıklarında yaşamak... Aklı yazacaklarıyla o kadar meşguldü ki ama ne yazacağını bilemiyordu.
Biliyordu aslında, bilmediği nereden başlayacağıydı. Bir yakalasa, bir aklındakileri sağmaya başlasa gelecekti gerisi.
Sanki aklına birileri kördüğümler atmıştı, sanki yollarını engebeli, dolambaçlı yapmışlardı. Parmakları telefonunun harfleri üzerindeydi, her an yazacakmış gibi duruyordu, duruyordu da yazamıyordu.
Aklı parmaklarına hükmedemiyordu, öylece yapışmış gibiydiler. En son yazdığı tümceye baktı. Okudu:
“Ben seni hep düşünmüyorum ama başka şeyleri düşünürken de seni düşünüyorum.”
Gerisi yoktu, gelmemişti.
Sen kimsin, dedi; asıl sen kimsin demek yerine, herkesin gülerek, ağlayarak okuyup anlayacağı, kapağı açık kitap gibiyim demeyi daha eğlenceli buldu.
Çok zaman kitaplara başvururdu. Okudukça daha güvenli yaşadı hayatı. İhanetlerden korkmadı, hataları insana dair gördü, güveni abartmadı, en çok kendine inandı, kendine güvenen daha güvenli oluyordu hayatta.
Kesilmiş köprüler kurulmuştu gideceği geleceğe, geleceğine. Kaderi değildi bu, haraççılar kesiyordu yolları.
Görmedikleri gelip geçiyordu gözlerinin önünden, görmüş gibi yapıyordu bazen görmediklerini, bazen de “Umurumda değil” diyerek “Görmek istemedim” diyordu.
Vicdan tutulmasından mı, acıma duygusunun yitiminden mi, yoksa Sezarlardan, Kenanlardan korktuğundan mı görmüyordu?
Lakin bu soruya yanıt vermedi, bunu da huzurunu kaçırmamak adına yaptı, ama yine de insan, giyilen çoraplar gibi bir yerinden kaçıyordu.
Yine de ölünce badem gözlü olmak istedi, körlüğü bize bıraktı.
Etrafı farklı olmayan aynılarla doluydu. Ne yöne baksa sanki kendini görüyordu, kendine bakanlar da kendini... Şap diye yapıştırdı korkulu sorusunu:
Aynılar içinde cumhuriyeti nasıl yaşatabiliriz?
Her zamankinden fazla bilim dışı fikirler sokulurken öğrencilerin zihnine, nasıl laikliği koruyabiliriz?
Unutmak istemedi sorularının yanıtını; biliyordu yoksa anımsamanın en yakın kankası unutma olduğunu.
Taşı yerinden etmeliydi, bu an verdi bu kararı. Bunu selameti için, bunu halkının selameti için yapmalıydı. Yoksa kuraklık başlayacak, koronalı günler tekrar gelecek, insanlar patır patır kırılacaktı.
Baktı taşa, dev bir taştı. Geçişi kapattığı yetmedi, su yolunu da kapadı.
Taşı yerinden etti, taştan sonraki zamana bakarak.
Kendisine olanlar, kendisinden öncekilere olanlardı diyerek razılaştırmadı kendisini.
Kendi yazılarını kendi okuyunca kendinden şüpheleniyordu; bunları kendine yazmış gibi okuyordu kendine, alındıkça şüphesi büyüyor, iyi de oluyor, doğrultuyordu kendini bir güzel.
Bitmeyen paylaşım savaşı yeniden harlandı. Adı yine vatan savaşıydı. İnanmadı. Eline tutuşturulan roketi ateşlemedi, zülfikârı çat diye ortadan kırdı. Gitti gitti, hep gitti, gitti de kardeşine teslim oldu.
En güzeli kardeşin kardeşe teslim olmasıydı, ölecek kimse bulunamazdı.
Biter savaş.
Cenneti insanın ürettiği sevgide buldu, buldu da bir güzel gönendi.