Yazarlarla ilgili en merak edilen konuların başında gelir, yazma hikâyeleri... Yazar olma yolunda ilk adımlarını ne zaman atmıştır, okurları heyecanlandıran dizeler, o yazılanlar yaşanmış mıdır?

Gece mi yazmaktadır, gündüz mü? Kalemle mi, bilgisayarla mı? Bu sorular çoğaltılabilir.

İnci Aral, 'yazmak' üzerine bir denemesinde, ‘’Yazmak hayatımı çalıyor benden’’ diye düşünüyorum, demişti. Üstat İsmet ÖZEL ise ‘’Yaşamayı bilseydim şiir yazar mıydım hiç’’ diye düşüncelerle karmakarışık olmamıza sebep olmuştu.

YAZMAK: Uzun bir yürüyüşe başlamaktır kanaatimce... Önce değilse de sonra sonra anlıyorsunuz sonsuz bir koşuda olduğunuzu; yarıştığınızı; her şeyden önce kendi kendinizle diye başlıyor. Rasim Özdenören'in şu dizelerinin altını çizmek gerekirse: "Tereddüt, mızmızlanma, lüzumsuz titizlik, en iyisi olsun diye bekleyişte olmak, böylesi şeyler o yazıyı eksik ve mânâsız bırakacak ipuçlarıdır. Nice önemli zihinsel çabalar bu türden ipe sapa gelmez bahanelerle gün ışığına çıkmadan yok olup gitmiştir."

D. Mehmet Doğan ‘’Önce şiir yazmak istedim. Şair olmak iste(r)dim’’ diyor.

Sadece o değil; aslında şiir yazmak isterdim, diyor. Sadece o değil, pek çok romancı, hikâyeci ve denemecinin yazmaya şiirle başladığını görüyoruz ve öğreniyoruz.

Arif Ay, yazmaya lise 1. sınıfta edebiyat öğretmenimizin teşvikiyle yazmaya başladım, diyor. Okulumuzun duvar panosunda birçok yazarın ilk yazılarının yayımlandığı bir alan, bir yol gösterici mecra olduğunu okudukça anlıyoruz, analiz edebilir hâle geliyoruz.

Kitaplar da doğru tespitler, bakış açımızı güçlü kılıyor. Anlıyoruz ki yazı bir h