'Hayatta en çok korktuğum, bir insanın kalbini kırmaktır' derdi. Herkese gülümseyerek bakardı. Unutulmuş nezaket kurallarını öğretirdi bize. Birkaç gün görüşmeyecek olsak, karşılaştığımız anda kollarını açıp, " yahu nerelerdesiniz? Görüşmeyeli, aylar oldu, sizi çok özledim, derdi.
Her sabah güneşten önce uyanırdı. Duş alır, şekersiz Türk kahvesini içer, sonra yürüyüşe çıkardı. Yolda rastladığı insanlara başını hafifçe eğerek, içtenlikle selâm verirdi.
Çocukluğu ve gençliğinin geçtiği mahallede 7'den 70'e herkese sevgi ve saygı gösterirdi.
Sokakta top oynayan çocuklarla birlikte oynamak en büyük keyfiydi. Yaşlıların hatırını sormadan yanlarından ayrılıp gitmezdi. Bir gün bir sabah, çok sevdiği eşi Birsen hanım, onu salondaki değişmeyen koltuğun üzerinde yatar halde buldu.
Yanı başındaki sehpanın üzerinde şekersiz kahvesi yarım kalmış ve soğumuştu.
Sağ eliyle kalbini kucaklamıştı. Kendinin 'gördüğü' birilerini selâmlıyor gibiydi.
Dudakları birilerini selâmlıyor gibiydi. Tebessüm eden dudakları, sakin ve mutluydu.
Çoktandır görmediği ' CAN dostlarının yanında olmanın huzuru çok belirgindi. İhtimâl ki " Reis" hoş geldin, diyorlardı.
Zaten onun düsturu hep aynıydı. Hiç vazgeçmezdi... " insana en çok yakışan duygu ' VEFA'dır derdi.
Dostlarından hiç vazgeçmedi.
YUNUS EMRE atamızın sözleri, dizeleri değişmeziydi.
En sevdiği dizeler: BİZ BU YERDEN GİDER OLDUK, KALANLARA SELÂM OLSUN; BİZİM İÇİN HAYIR DUA EDENLERE SELÂM OLSUN.