Adana…
Bereketli toprakların şehri. Tarımın başkenti, kültürün ve sanatın kucakladığı bir kent.
Altın Koza’nın Yeşilçam’ı şekillendirdiği, Yaşar Kemal’in, Orhan Kemal’in, Yılmaz Güney’in ve Demirtaş Ceyhun, Muzaffer İzgü gibi usta isimlerin esin aldığı o şehir.
Ama bugün?
Bugün Adana, işsizlik ve yoksullukta Türkiye’nin ön sıralarında.İşsizliğin zirvesinde...
Tarım alanları betonla kaplanıyor, Seyhan Nehri doğduğu yer olan Kahramanmaraş’tan bırakılan atıklarla pisliğe boğuluyor, akciğerleri betonla çevriliyor.
Trafik, gürültü ve görüntü kirliliği hayatın her köşesine sinmiş.
Son 20-25 yılda 50 fabrika kapanmış, ekonomik canlılık azalmış, çarpık kentleşme deprem riskini katlamış.
Uyuşturucu kullanımıyla ve sosyal adaletsizlikle boğuşan bir şehir Adana.
Halk otobüsleri çağdışılığın simgesi olmuş; yaşlıyı, engelliyi, gazeteciyi indiren şoförler, kuralsızlık ve kaosun temsilcisi hâline gelmiş.
Peki Adana ne zaman yeniden doğacak?
Ne zaman tarımın başkenti olmanın gururunu taşıyacak?
Ne zaman kültür ve sanatla nefes alacak.
Tarih bize şunu gösteriyor: Adana pes etmez. Bereketli toprakları, üretken insanı ve yaratıcı ruhu hala burada. Gereken, planlı kalkınma, kültüre yatırım, tarıma sahip çıkmak ve gençlere fırsat vermek.
Adana yeniden ayağa kalkabilir. Önce sokaklarını, nehirlerini, kültürünü temizlemekle başlar bu yolculuk.
Ardından sanatı, tarımı ve ekonomiyi güçlendirmek gerekir.
Geçmişin mirasını geleceğe taşımak, yeniden bir umut ışığı yakmak, mümkün.
Adana, geriye gidişi durduracak cesareti bulacak mı?
Belki de en büyük güç, hala toprağında, hala insanında ve kalbinde saklı.
Gidişat böyle devam ederse de gider Adana elden. Zaten kent kültürü diye bir şey kalmadı. Adana’ya kent kültürü kazandırılmazsa değerleri de tek tek kaybolur.
İşta o zaman Adana, Adana olmaktan çıkar.