Artık hayatın her köşesinde bir kare kod var. Menüler QR kodla açılıyor, biletler telefondan gösteriliyor, hatta bankada bile bir insana bakmadan işlemlerimizi halledebiliyoruz. Hızlı, pratik ve “çağa uygun” bir düzen bu.
Ama bu hızın içinde fark etmeden bir şeyleri geride bırakıyoruz: insanı, bakışı, sohbeti, sabrı.
Teknoloji ilerledikçe hayat kolaylaşıyor ama insan ilişkileri aynı hızla derinleşmiyor. Bir kafede sipariş vermek için garsonla kurulan kısa bir göz teması bile yerini ekrana bırakmış durumda. Eskiden küçük bir selamlaşmayla başlayan sohbetler, şimdi sessizce ekrana dokunup bitiyor.
Kültür dediğimiz şey sadece yemekler, müzikler ya da gelenekler değil; aynı zamanda insanın insana dokunuşu. Ve bu dokunuş yavaş yavaş silikleşiyor.
Ne yazık ki bu dönüşüm beraberinde bir zincirleme etki getiriyor. Sevgi azalınca saygı da eksiliyor, saygı eksilince hoşgörü de daralıyor. İnsanlar daha sabırsız, daha tahammülsüz ve daha yalnız hale geliyor.
Dijitalleşme bizi birbirimize daha çok bağlaması gerekirken, bazen tam tersine görünmez duvarlar örüyor. Herkes bağlantıda ama kimse gerçekten “birlikte” değil.
Elbette teknoloji kötü bir şey değil, hatta doğru kullanıldığında hayatı kolaylaştıran büyük bir kazanım. Ancak ilerleme, geçmişin değerlerini tamamen bırakmak anlamına gelmemeli.
İnsan olmak; sadece hızlanmak değil, durup hissedebilmek de demektir. Belki de hatırlamamız gereken en önemli şey, bir QR kodun açamayacağı tek şeyin insan kalbi olduğudur.
Sağlıcakla kalın.
Haftaya görüşmek üzere..