Bir zamanlar sokakta düşene el uzatmak, tanımadığımız birinin derdini dinlemek, ihtiyacı olana destek olmak hayatın doğal bir parçasıydı.

Şimdi ise iyilik yapmadan önce durup düşünüyoruz. “Ya kandırılıyorsam?”, “Ya başıma bir iş gelirse?” soruları, vicdanımızın önüne geçiyor. Yardım etmek istiyoruz ama artık önce güven arıyoruz.

Bunun en büyük nedeni, iyi niyetin defalarca istismar edildiğini görmemiz. Dolandırıcılık haberleri, sahte yardım kampanyaları ve insanların duygularını kullanarak kazanç sağlayanlar, toplumdaki güven duygusunu ciddi biçimde yıprattı.

Bugün gerçekten yardıma ihtiyacı olan biri bile, karşısındaki kişinin gözünde önce bir şüpheliye dönüşebiliyor. Ne acı ki iyilik yapmadan önce artık “kanıt” istiyoruz.

Oysa bir toplumun gücü yalnızca ekonomisiyle, teknolojisiyle ya da kalabalık nüfusuyla ölçülmez. İnsanların birbirine ne kadar güvenebildiği de o toplumun en önemli göstergelerinden biridir.

Eğer insanlar “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeye başlarsa, bir süre sonra sadece yardımlaşmayı değil, toplumsal dayanışmayı da kaybederiz.

Herkes kendi güvenli alanına çekilir ve başkasının derdi bize giderek daha uzak gelir.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, yardımlaşma duygusunu kaybetmeden daha bilinçli olmayı öğrenmek. İyilik yapmakla saf olmak aynı şey değil.

Tedbirli olmakla vicdanımızı susturmak arasında da büyük bir fark var.

Çünkü bir gün gerçekten yardıma ihtiyacımız olduğunda, karşımızda kimsenin kalmadığı bir toplumda yaşamak istemiyorsak, bugün iyiliği tamamen terk etmemeliyiz.

Sağlıcakla kalın.

Haftaya görüşmek üzere...