Hafta sonları bizim evde zaman biraz yavaşlıyor. Günün telaşı, hafta içinin koşturmacası geride kalıyor ve kendimize küçük ama çok kıymetli bir alan açıyoruz: kitap okuma saati. Telefonları bir kenara bırakıp, herkes kendi kitabının sayfalarına dalıyor. Bazen aynı odada sessizce oturuyoruz, bazen okuduklarımızı birbirimize anlatıyoruz. Aslında yaptığımız sadece kitap okumak değil; birlikte geçirilen zamanın tadını çıkarmak.

Çocukken kitap okumak çoğu zaman bir görev gibi görünürdü. Oysa şimdi fark ediyorum ki kitap, insana kendi dünyasını kurabileceği sessiz bir alan veriyor. Bir kitabın birkaç sayfasında başka bir hayatı tanıyor, başka bir şehre gidiyor, hiç tanımadığımız insanların hikâyelerine ortak oluyoruz. Özellikle çocuklarla birlikte kitap okumak ise bambaşka bir anlam taşıyor. Onların merak ettikleri soruları dinlemek, karakterler hakkında konuştuklarını görmek ve kitabı kendi dünyalarından yorumlamalarını izlemek insana büyük bir mutluluk veriyor.

Bizim hafta sonu kitap saatimizin en güzel tarafı ise bunun bir “zorunluluk” olmaması. Kimse kaç sayfa okuduğunu saymıyor, kimse diğerinden daha çok kitap bitirmeye çalışmıyor. Bazen birkaç sayfa okuyup uzun uzun konuşuyoruz, bazen de sessizliğin içinde kitabımıza gömülüyoruz. Belki de çocuklara verebileceğimiz en güzel alışkanlıklardan biri, kitabı sadece derslerin ve ödevlerin bir parçası olmaktan çıkarıp hayatın doğal bir parçası haline getirmek.

Ve galiba hafta sonlarını güzel yapan da tam olarak bu küçük anlar. Büyük planlara, pahalı aktivitelere ya da kalabalık programlara her zaman ihtiyacımız yok. Bir fincan kahve, sevdiğimiz bir kitap ve yanımızda sevdiklerimiz olduğunda evin içinde bambaşka bir huzur oluşuyor. Belki yıllar sonra hangi kitabı hangi hafta sonu okuduğumuzu hatırlamayacağız; ama birlikte sessizce oturduğumuz o saatlerin sıcaklığını hatırlayacağız. Çünkü bazı güzel alışkanlıklar, fark etmeden en güzel aile anılarına dönüşüyor.

Sağlıcakla kalın.

Haftaya görüşmek üzere...