Tatil denince aklımıza hep dinlenmek, yenilenmek ve tüm yorgunluklarımızdan kurtulmak gelir. Valizimizi hazırlarken içimizde büyük bir umut olur; “Biraz uzaklaşayım, nefes alayım, kendime geleyim” deriz.
Ama bazen eve döndüğümüzde garip bir gerçekle karşılaşırız: Tatil bitmiştir ama yorgunluğumuz hâlâ bizimledir. Hatta bazı günler, işe ve günlük rutine geri dönmek tatilden önceki halimizden daha zor gelebilir.
Belki de bunun sebebi sadece bedenimizin değil, zihnimizin de yorulmuş olmasıdır. Yıl boyunca biriken sorumluluklar, yetişmesi gereken işler, sürekli düşünmek zorunda kaldığımız konular zihnimizde görünmeyen bir yük oluşturuyor.
Tatilde bedenimiz dinlense bile zihnimizin gerçekten durmayı öğrenmesi zaman alıyor. Çünkü çoğumuz birkaç gün içinde tüm stresimizi geride bırakabileceğimizi düşünüyoruz.
Bir de tatilin kendisi bazen fark etmeden yorucu hale geliyor. Gezip görmek, yeni yerler keşfetmek, sürekli plan yapmak, erken kalkıp dolu dolu bir gün geçirmek güzel anılar bıraksa da beden için bir hareketlilik anlamına geliyor.
Eve döndüğümüzde ise hem tatilin bitmesinin hüznü hem de yeniden başlayan sorumlulukların ağırlığı üzerimize çökebiliyor.
Bence günümüz insanının en büyük ihtiyacı sadece tatil yapmak değil, gerçekten durabilmeyi öğrenmek. Telefonlardan, bildirimlerden, sürekli yetişme telaşından biraz uzaklaşabilmek… Çünkü bazen en güzel dinlenme, hiçbir şey yapmadan kendimize zaman ayırabildiğimiz anlardır. Ruhumuzun da bedenimiz kadar dinlenmeye ihtiyacı var.
Belki de tatilden döndüğümüzde kendimize kızmak yerine biraz daha anlayışlı olmalıyız. Hemen eski tempomuza dönmek zorunda değiliz.
Bir fincan kahveyle sessizce oturmak, sevdiğimiz bir müziği dinlemek, küçük anların tadını çıkarmak bile yeniden güç toplamamıza yardımcı olabilir. Çünkü gerçek dinlenme, sadece bulunduğumuz yerden değil, kendimize verdiğimiz değerden de geçiyor.
Sağlıcakla kalın.
Haftaya görüşmek üzere...