Hafta başında fonların bir bölümünün tasfiye listesine girmesi, borsada ciddi bir sarsıntıya neden oldu.Manipülasyon yapılarak 1 milyon kişi etkilendi. Bunun temelinde ise sakin, soğukkanlı ve istikrarlı yükselen hisseler yerine, kısa sürede hızlı değer kazanan ve riski yüksek hisselere umut bağlanması yatıyordu.
Dünya ekonomisiyle birlikte Türkiye ekonomisi de hızlı sanayileşme ve küreselleşmenin getirdiği yoğun rekabet ortamında önemli sınavlardan geçiyor. İthalata açılan kapılar, Çin, Meksika ve Hindistan gibi düşük ücret ve maliyet avantajına sahip, geniş ölçekli üretim yapan ülkelerle rekabeti zorlaştırdı.
Dijital teknolojinin gelişmesi, otomasyon ve üretimin giderek makineleşmesi işletmeler açısından verimliliği artırdı. Başlangıçta verimlilik artışının çalışan işçilerin ücretlerine ve refaha da yansıyacağı düşünülüyordu. Ancak uygulamada makineleşmenin bazı sektörlerde istihdam kayıplarını beraberinde getirdiği görüldü.
Sanayileşme sürecinde imalat sektöründe çalışanların toplam istihdam içindeki payı zamanla geriledi. Bu zaman içinde emek gücünün payının yüzde 10 lara düştü. Buna robot teknolojilerindeki hızlı gelişme de eklendi. Şimdi ise önümüzde daha büyük bir tartışma var. Gelecekte insanların bugün yaptığı birçok işi yapabilen robotların fabrikalarda daha fazla kullanılması.
Küreselleşmenin diğer bir sonucu da uluslararası ticarette rekabetin sertleşmesi oldu, olacak. Deniz aşırı pazarlara mal satmak giderek daha çoğaldı. Toplumsal refahın temel unsurlarından biri olan çalışanın gelirlerinin korunması da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıktı.
Kârın öncelikli hale geldiği, ücretlerin ve sosyal refahın ise gerilediği bir ekonomik yapı toplumun moralini de etkiliyor. Ekonomik durgunlukla birlikte inişli çıkışlı enflasyon baskısı vatandaşın geleceğe ilişkin beklentilerini zayıflatıyor.
Otomotiv, cam, beyaz eşya, küçük ev aletleri, lastik, plastik, çelik ve triko gibi birçok sektör ekonomik koşulların baskısını hissediyor. Tekelleşme eğilimleri ve ekonominin etkin yönetilememesi yönündeki tartışmalar, gelir dağılımındaki sorunları daha görünür hale getiriyor. İstihdamdaki zayıflama ise doğrudan çalışan kesimini etkiliyor.
Kamu harcamalarında israf olduğu yönündeki eleştiriler uzun süredir gündemde. Buna karşın vatandaşın beklediği tasarruf ve etkin kaynak kullanımı konusunda daha güçlü adımlar atılması gerektiği düşüncesi devam ediyor.
Bölgemizde yaşanan savaşların enerji piyasaları üzerindeki etkisi de ekonomiye yeni bir yük getiriyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş; ulaşımdan üretime, tarımdan günlük tüketime kadar geniş bir alanda maliyetleri artırıyor. Yüksek faizler de işletmelerin yatırım ve finansman imkanlarını sınırlayan bir başka unsur olarak karşımızda duruyor.
Özetle; üretemeyen, ürettiğini rekabetçi koşullarda satmakta zorlanan ve yüksek finansman maliyetleriyle karşı karşıya kalan bir ekonomik yapı, toplumun geniş kesimlerinde geçim sıkıntısını artırıyor.
Eğitim sezonunun başlamasıyla birlikte öğrencisi olan ailelerin yükü de ağırlaşıyor. Okul ücretleri, kitap, kırtasiye, barınma ve çocukların sağlıklı beslenmesi gibi temel ihtiyaçların maliyeti aile bütçelerini zorluyor.
Tarım kesiminde ise akaryakıt ve gübre fiyatlarındaki artış çiftçinin maliyetlerini yükseltiyor.
Bugün yaşadığımız tablo yalnızca borsadaki dalgalanmalardan veya enflasyondaki hareketlerden ibaret değil. Üretimden istihdama, teknolojiden dış ticarete, eğitimden tarıma kadar birbirine bağlı birçok sorun aynı anda karşımızda duruyor.
Ekonomide kalıcı rahatlama; yalnızca finansal göstergelerin düzelmesiyle değil, üreten, istihdam yaratan, rekabet gücünü koruyan ve toplumun geniş kesimlerinin refahını gözeten bir ekonomik yapı kurulmasıyla mümkün olacaktır.