Küresel ekonomik riskler, ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilim, petrol fiyatlarını yükseltirken;döviz kurundaki hareketlilik ve turizm gelirlerinin beklentilerin altında kalması cari açığı artırıyor.

Enflasyonda yavaşlama olduğu ifade edilse de vatandaş bunu günlük yaşamında henüz hissedemiyor. Yüksek fiyatlar nedeniyle hane halkının alım gücü gerilerken, tüketim de zayıflıyor. Bu nedenle yıl sonu enflasyon hedeflerine ulaşılması zor.

Petrol fiyatının varil başına 70 doların üzerinde seyretmesi; akaryakıt, lojistik, nakliye ve gıda başta olmak üzere tüm sektörlerde maliyetleri artırıyor. Maliyet artışlarının sürmesi halinde yeni zamlar, ek vergiler ve döviz kurunda yeni yükselişler yaşanabilir.

Üretici de zor bir dönemden geçiyor. Mazot ve gübre fiyatlarındaki artış, tarımsal üretimin maliyetini yükseltiyor. Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için ihracatın desteklenmesi ve üretim maliyetlerinin azaltılması büyük önem taşıyor.

Ekonomiye güvenin zayıflaması, vatandaşın birikimlerini yüksek faizli mevduatta değerlendirmesine neden oluyor. Yastık altındaki altın ve dövizin ekonomiye kazandırılamaması, KONUT satışlarını da olumsuz etkiliyor.

Bu süreçte olumlu bir gelişme ise Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında ilk kez ev alacak gençlere yönelik açıklama da konut kredisi desteği oldu. Yüzde 1,20 faiz oranıyla 15 yıl vadeli 1 milyon TL kredi için aylık yaklaşık 13 bin 600 TL ödeme öngörülüyor. Ancak mevcut gelir düzeyi düşünüldüğünde, özellikle asgari ücretli vatandaşların bu ödemeleri karşılaması oldukça güç görünüyor.

Turist Gelmiyor!

Turizm sektörü de geçmişi arar durumda.Yılın ilk beş ayında Türkiye'ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı yaklaşık 15,2 milyon olurken, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,6 geriledi.Tam tersi tesis sayısı arttı, otellere teşvik verildi turist sayısı artmadı, döviz girdisi yükselmedi.

Yüksek fiyatlar, bazı bölgelerde uygulanan fahiş ücretler ve fırsatçı yaklaşımlar, turist memnuniyetini olumsuz etkiliyor. Bunun yanında Yunanistan, Mısır, Tunus ve Arnavutluk gibi rakip ülkelerin daha uygun fiyat politikaları izlemesi, Türkiye'nin rekabet gücünü azaltıyor.

Oysa Türkiye, yaklaşık 22 bin konaklama tesisi ve 2 milyonun üzerinde yatak kapasitesiyle dünyanın önemli turizm ülkelerinden biridir. Bu potansiyeli yeniden avantaja dönüştürmek için fiyat istikrarının sağlanması, hizmet kalitesinin korunması ve fırsatçılıkla kararlı şekilde mücadele edilmesi gerekiyor.