Hayata dair söyleyeceği çok sözü vardı Naci'nin, çok biriktirmişti, bitmeyecek kadar; ama biriktirdiklerini bir sandıkta saklamamış, her defasında sakınmadan söylemişti. Biliyordu; önce bayatlayacak, sonra çürüyecek, çürüyen her fikir de bayat balık gibi önce kendini, sonra insanları zehirleyecekti. Ama aklına estiği gibi değil; usturuplu, edebi ve anlaşılır bir dille söylemeyi tercih ediyor, bundan dolayı da kendiyle kıvançlanıyordu. Bundan dolayı da sevmeyeninden çok seveni fazlalaşmıştı. Bu sevmeyenlerine, "Ne için beni sevmiyorlar?" diye sorup baktığında da ya onları karşı masada otururlarken görüyor, ya karşı masaya utangaç yaklaşanlardı, ya da hiçbir bilgisi olmayan, karşı masa tarafından bilgisiz, eğitimsiz bırakılanlardı. Bunun için de neden sevilmiyorum diye üzülmüyor, tersine sevilince üzülecek, kendinde eksiklik, bir eğilme, bir zayıflık bulacaktı. Bu onun için ağır bir utanç olacaktı.
Hayat dediği aslında evrile evrile bugünlere gelen insandı. İnsandı hayatı yaşanır ve yaşanmaz yapan. Bundandı insanı dert edişi, bundandı her yerde "Temel sorunumuz yeni insan yaratma olmalıdır." demeleri.
Solcu olduğundan beri insanın insanlaşması için yaşamayı önüne koymuştu. Bunun yolu da okumaktan, soru sormaktan, sorularına yanıt aramaktan geçtiğini her dengeli insan gibi biliyordu.
"İnsandı insanı seven, sevgiydi insanı insan yapan." dediğinde aklından ne güzel şeyler geçiyordu. Daima güzel şeyler aklından geçiyor, bu da kalbini temizliyordu.
"Şu an," dedi, durmadı. Güzel şeyler söyleyeceği zaman nefes almak için kısaca duraklar, gözlere bakardı. Devam etti:
"Uykumun gelmediği bu an seni uyurken izlemek, acep şu an ne rüya görüyor diye meraklanmak isterdim," dedi.
Dedi de kendinden geçti; bir yanıp bir sönmeyen aklında uzun yolculuğa çıktı. Bu yolculuklarda hep eksiklerini buldu, topladı.
Çok merak ettiği şeyler vardı. Yaşamadığı çok şeyin olmasından geliyordu bu iç çektirici ve göz parlatıcı merak.
Her yeni adım atan genç solcu gibi ne yaşamıştı ki özel? Özeli olmamıştı ki doğru dürüst. Aslında kesinlikle olmamıştı özeli. Yedi yirmi dört siyasal mücadele içindeydi. Her eylemlilikte vardı. Bildiri dağıtmalar, afiş asmalar, duvar gazetesi hazırlamalar, mitingler, boykotlar, polisler, sivil MHP'liler hep onu tanırlardı.
Solculuk en çok onu estetik değeri yüksek yapmıştı. Bir şey yapılsın diye yapmazdı; onu narin dokunuşlarla güzelleştirirdi. Bir duvar gazetesi hazırlardı ki üstüne yoktu. Gider onu okulun kantin duvarına asar, herkes onu el yazısından tanırdı. İnci gibi dizerdi harfleri, renkleri uyumlu kullanırdı. Hiçbir renk gözü bozmazdı. Güzel giyinir, güzel okurdu. Elinde kitap yırtılmaz, bir sayfası kopmaz, kırılmazdı. Güzel de tıraş ederdi. Mapushane oldu olalı böyle kibar berber görmedi. Herkes sıraya girer, o da bıyık makasıyla —berber makası yasaktı— dakikalarca uğraşır, yüze uygun en güzel modeli bulur, kesim yapar, arkadaşını yakışıklı yapardı. Futbolda da öyleydi; faul yapmadan oynar, topu incitmeden tekmelerdi. Topa sivriburun kesinlikle vurmazdı.
Aşkı nasıl yaşamıştı?
Yaşamış mıydı?
Anımsayamayacağı kadar ıraktı on altılı yaşlarına. Ama estetik kaygılarla yaşayacaktı yaşayınca; bu bugünden belliydi, düşlerinden belliydi. Yaşadığı aşk, aşk gibiydi; dokununca hissedeceği kadar canlı, nefesi değeceği kadar yakın, huzurlu, yaşama tutunduran...
"Olur da yine de yolun düşmesin buralara. Buralar seni tanıyor, yabancısı değilsin. Defalarca anlattım seni. Onlar tanımaktan yorulmadı, ben henüz tanıtmaktan yorulmadım." diye yazdı gardiyanın okuyamayacağı düş mektubuna. Yazdı, yazdı da bir türlü yakalayamadılar seni. O da yakalatmadı seni açık görüş öncesi aramada.
O gelmeyecekti, sen onu bekleyecektin kitap aralarında, zarfın içindeki katlanmış parşömenlerde.
"Yeter ki sen sevmeyi bil; sevilirsin. Ne zaman bilmem ama uzak değil bu zaman."
Kalkarken bu notu düştü düşünün bir kenarına.
Bir masal ülkesi değildi yaşanan. Bir kişi konuşuyor, geri kalanı tıpış tıpış dinliyordu. Bu bir yasa değildi; yasalaşmıştı ama. Lakin hiç adil olmayan bir yasaydı. İnsanı insan yapan yasa için aldı eline kalemi, döktü zihnindekileri toprağa. Döktü de yeşerdi yeni insan.
Ve dedi:
"Ah be solcular, siz ektikçe insaniyeti tenimde gülüm açıyor."