“Başkalarından duyma, benden duy; aşk kazanacak,” dedi. Dediğinde bir söyleşiye gidiyordu. Her gidişinde ilk gidiyormuş gibi heyecanlanır, yeni okula başlayan bir öğrencinin ciddiyetiyle dersine çalışırdı.
Solculaşmaya başladığında her şey o kadar güzelleşmeye başlamıştı ki, mahallesinde, okulunda gıcık bulduğu arkadaşlarını bile tatlı tatlı sevmeye başlamış, onlara kızmayı unutmuştu. Evi, odası huzur veriyor, hiç sıkılmıyordu. Okula koşarak gidiyor, geç kalmak istemiyor, derslerden keyif alıyordu. Yaşadığı mahalle, girip çıktığı sokaklar eğlenceli geliyor, yüzünü tatlı tatlı güldürüyordu. Solcu arkadaşlarıyla buluşunca, onlarla ülke meselelerini konuşunca büyüdüğünü görüyor, gururlanıyordu. Neler konuşmuyorlardı ki; Deniz'i, Kaypakkaya'yı, Mahir Çayan'ı bu sohbetlerde tanımış, onları daha iyi tanımak için yazılanları okumuştu. Mahir'in Toplu Yazıları biraz geç geçmişti eline. Okunmaktan da bir hayli yıpranmış bir kitaptı. Eski kitapların kokusunu severdi. Kimi bölümleri üç kez, dört kez okudu; okudu da içselleştirerek okudu. Bu okumalarında Mahir'i kendine yakın buldu. Öğrendiklerini arkadaşlarıyla paylaşmak için oldu bitti sabırsızlanırdı. Güzelleştikçe güzelleşti. Çok sonra şöyle diyecekti: “Çevrem güzelleştikçe ben güzelleştim, ben güzelleştikçe çevremi güzel gördüm; yaşanılır, uğruna mücadele edilir gördüm.”
Gökyüzü koyu bulutluydu. Az sonra yağmur yağdı; yağdı da öyle romantik değil, manyakça yağdı. Bu yağmurlara alışıktı. Her havayı sevdiği gibi kasvetli havaları da seviyordu. İçi hiç kararmıyordu.
Öğrendikçe öğrendiklerini heyecanla paylaşıyor, bu paylaşma bazen tartışmaya evriliyor, o anlarda heyecanı yükseliyor ama sakinliğini ustalıkla koruyordu. Bu sakinliğinde kendinden eminlik vardı. Bu emin edası onu iknaya yakın kılıyor, karşısındakine şu mesajı veriyordu: “Boşa konuşmuyorum, söylediklerimin temeli bilimdir.” Bu da onun karizmasını dayanılmaz yapıyordu. Hâliyle kısa zamanda fikirleri önemsenen biri oldu. İleriki vakitlerde konuşarak anlatmanın yetersizliğini fark etti; eder etmez de yazmaya yöneldi, makaleler yazdı. Tıpkı konuşmaları gibi yazıları da akıcıydı. Az alıntılıydı; fikirlerini kendi tümceleriyle anlatıyor, kendi tespitleriyle destekliyordu. Bunda da gayet başarılı oluyor, kimse “Sen kendini ne sanıyorsun?” demiyordu.
Yorulmayı olağanüstü bir tutkuyla seviyordu. Hiç şikâyet ettiği duyulmamıştı. Yorulmadığı günlerin bitiminde, “Bugün hiç iş yapmadım, günü boşa geçirdim,” diyerek kendine kızıyor, tekrarı olmasın diye de kendine telkinlerde bulunuyordu.
Yorulacaktı insan, yorulmalıydı; yoksa hiçbir güzellikte kendisini bulamaz insan, diyenlerdendi.
En büyük güzelliği yoldaşlarında yaşadığını tecrübelerinden edinerek öğrenmişti. Bundandı tecrübelere önem vermesi, birçok atasözünü sevmesi.
Ve çok sevmenin yetmeyeceğini de bu tecrübelerinden edinmişti. Bunun için yenileye yenileye, üstüne kata kata sevdi insanı. Yoksa vermezdi tam gününü, yoksa katlanmazdı işkencelere, göze almazdı ölümleri, yoksa dayanamazdı onca yıl mahpusluğa, atlatamazdı kurulan pusuları.
Sınırlardan geçti, dağlara çıktı, kartal oldu. Kaldığı her mağarayı, çadırı çalışma odasına çevirirdi hemencecik. Okudu, notlar aldı, yazdı, çizdi. Bu yazması daha sonraları da severek devam etti. Birbirinden güzel eserler çıkardı. Bir kitabında, Ben Bir İnsanım, dedi; bir diğerinde, Gerilla Kartaldır, dedi. Sonra Kardeşim Hepsi Hikâye, Toplumsal Dalganın Kırılışı, Halil'e Masallar, Yolcuların Düşü, dedi; dedi de bir sürü makale yazdı. Yazarak on binlere ulaştı. Ulaştı da bu ulaşmada yazmanın önemini, gücünü, güzelliğini keşfetti ve yazarak kendini daha iyi ifade ettiğini fark etti.
Sadece yazmayı, konuşmayı, dağları, dağda kartal olmayı, kampta nöbet tutmayı, kentleri, kitapları, halkı sevmedi; bir kadını da sevdi. Sevdi de bu sevgide insanlaşmanın muhteşem çekiciliğini buldu. Buldukça çoğaltarak sevdi; sevdi de net sevdi, mert sevdi. Birini sevdi; birini severken o birini sevdi sadece.
Sevdiğinin gözlerine her baktığında, gözüyle, “Biz seninle yakınız, çok yakınız. Yoksa belki uzaklaşırdık, belki küserdik, belki katlanamazdık birbirimize. Ama biz yoldaşız; bütün aşklar çift kişiliktir,” diyordu. Dedi de Halil oldu, daha kuvvetli kök saldı yaşama.