Çocuklarımızı korumaya çalışırken bazen onları nasıl bir dünyanın içine hazırladığımızı unutuyoruz. Ellerinde telefon, gözleri ekranda, zihinleri ise hiç tanımadıkları insanların hayatlarında… Daha çocukluklarını doyasıya yaşayamadan başkalarının hayatlarını izlemeyi, kendilerini başkalarıyla kıyaslamayı öğreniyorlar. Bir zamanlar sokakta oynarken dizlerimiz kanardı, akşam eve çağrılınca oyunumuz yarım kalırdı. Şimdi ise çocukların dünyası birkaç parmak hareketiyle sınırsız bir ekrana sığıyor. Peki, gerçekten büyüyorlar mı, yoksa yalnızca büyüdüklerini mi sanıyoruz?
Bugün çocukları sosyal medyanın zararlarından korumayı konuşuyoruz. Yaş sınırları, ekran süreleri, yasaklar… Elbette bunların hepsi önemli. Ancak asıl mesele, telefonu ellerinden almakla bitmiyor. Çünkü bir çocuğa yalnızca ne yapmaması gerektiğini öğretmek, onu hayata hazırlamaya yetmez. Ona kendini sevmeyi, başkasının onayına ihtiyaç duymadan mutlu olmayı, bir başarısızlık karşısında pes etmemeyi de öğretmek gerekiyor. Beğeni sayısıyla değerini ölçmeyen, başkalarının hayatına bakıp kendi hayatını eksik görmeyen çocuklar yetiştirmek zorundayız.
Bir de kendimize dönüp bakmamız gerekiyor. Çocuklarımızı ekranlardan uzaklaştırmak isterken kaçımız elimizdeki telefonu bırakıp onlarla gerçekten vakit geçiriyoruz? Aynı sofrada oturup birbirimizin yüzüne bakmak yerine herkesin kendi ekranına gömüldüğü bir evde, çocuklardan farklı davranmalarını nasıl bekleyebiliriz? Çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı örnek alıyor. Onlara kitap okumayı, doğayı sevmeyi, arkadaşlık kurmayı, sohbet etmeyi ve sıkıldıklarında bile kendi başlarına bir şeyler yapabilmeyi öğretmek bizim sorumluluğumuz. Çünkü gerçek hayat, her an eğlenceli olmak zorunda değil; bazen beklemeyi, sabretmeyi ve hayal kırıklığıyla baş etmeyi de öğrenmek gerekiyor.
Bence asıl soru, çocukları sosyal medyadan tamamen uzak tutup tutamayacağımız değil; onları bu dünyanın içinde kendilerini kaybetmeden yaşayabilecek şekilde yetiştirip yetiştiremeyeceğimiz. Yasaklar bir yere kadar korur, ama bilinç ömür boyu yol gösterir. Çocuklarımızın yalnızca dijital dünyanın tehlikelerine karşı değil, gerçek hayatın zorluklarına karşı da güçlü olmalarını sağlamalıyız. Çünkü bir gün elimizden tutmayı bırakacaklar ve kendi yollarını kendileri bulmak zorunda kalacaklar. O gün geldiğinde yanlarında bir telefonun olması değil, hayata dair öğrendikleri, kurdukları bağlar ve kendilerine duydukları güven onları ayakta tutacak. Unutmayalım, çocukları hayata hazırlamak, onları dünyadan saklamak değil; dünyanın içinde kendileri olarak kalabilmelerini sağlamaktır.
Sağlıcakla kalın. Haftaya görüşmek üzere...