Çocuklarımızın çocukluğunu ekranlara, masumiyetini algoritmalara, değerlerini sanal dünyanın insafına bırakalı epey oldu. Şimdi sosyal medya yasağını tartışıyoruz. Oysa asıl tartışmamız gereken, bu noktaya gelene kadar niçin bu kadar derinlerde didinip durduk?
15 yaş altındaki çocuklara yönelik sosyal medya yasağı gündeme geldiğinde aklımdan geçen ilk cümle şu oldu: E Beyler bayanlar bir zahmet artık!
Çünkü mesele artık yalnızca çocukların telefon başında geçirdiği saatler değil. Mesele, gözümüzün önünde değişen bir nesil, giderek aşınan toplumsal değerler ve bütün bunları çoğu zaman çaresizce seyreden biz yetişkinler…
Bugün sosyal medyaya baktığımızda nasıl bir dünyayla karşılaşıyoruz? Şiddetin sıradanlaştığı, küfrün eğlenceye dönüştüğü, mahremiyetin teşhir edildiği, saygısızlığın cesaret, gösterişin başarı olarak pazarlandığı bir dünya... Üstelik bu dünyanın kapıları, henüz kişiliği şekillenmekte olan çocuklara ardına kadar açık.
Bir zamanlar çocuklar büyüyünce ne olacaklarını hayal ederken şimdi bir kısmı kaç takipçiye ulaşacağını, kaç beğeni alacağını düşünüyor. Emek vererek bir şey başarmanın yerini bir gecede fenomen olma hayali alıyor. Bilgi sahibi olmaktan çok görünür olmak, değer üretmekten çok dikkat çekmek önem kazanıyor.
Daha kötüsü, biz bütün bu olanları epey bir zamandır sıradanlaştırdık.
İşte toplumsal çürüme dediğimiz şey biraz da bu. Yanlışların yaygınlaşması, çirkinliğin normalleşmesi, utanılması gereken davranışların alkışlanması...Peki biz yetişkinler ne yaptık?
Çocuklarımız sessiz kalsın diye ellerine telefon verdik. Yemek yerken, misafirlikte, yolculukta, hatta ağladıklarında bile ekranları bir kurtarıcı gibi gördük. Sonra aynı çocukların telefonlarından ayrılmamasından şikâyet etmeye başladık.
Bir yandan çocuklarımızın sosyal medya bağımlılığından yakınırken diğer yandan kendi hayatımızı beğeni ve takipçi sayıları üzerinden yaşamaya başladık.
Çocuklara sınır koymayı unutan yetişkinler, bugün sınır koyacak yasaları bekliyor.İşte asıl yüzleşmemiz gereken çelişki bu!
Bir öğretmen gözüyle baktığımda meselenin yalnızca akademik başarıyla sınırlı olmadığını düşünüyorum. Dikkatini toplamakta zorlanan, sürekli uyarılmaya alışan, gerçek hayattaki ilişkiler yerine sanal dünyanın onayını arayan çocuklar için endişelenmemek mümkün mü?
Bu nedenle 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımının sınırlandırılmasına yönelik düzenlemeleri önemli buluyorum. Ancak bir gerçeği de göz ardı edemeyiz: Yasak tek başına bir nesli kurtaramaz.
Çünkü sorun yalnızca çocukların sosyal medyada ne gördüğü değil, gerçek hayatta neyi göremediğidir.