Yoksullar en çok teselliyi sever; bir gün sen de zengin olacaksın, her istediğini alacaksın, yemediğin önünde, yediğin ardında olacak, en kaliteli okulda okuyacak, en donanımlı hastanede tedavi göreceksin, lüks arabaların olacak, cennete gideceksin demek yeter bir fakire. Sonra eline din kitabını ver, bin sırtına.

İnsanın yenilgisi, kendi haklarını sahiplenmemesiyle gerçekleşiyor; öteki tüm yenilgileri buradan ilham alıyor, bu ilhamdan cesaretleniyor Osmancıklar.

Yağmurlardan kaçarken doluya yakalanırsın ya, insan kaçamıyor kendinden.

Dolanırız bu kaçma isteklerinde sesin kıyılarında sessizce; hangi aklı aralasak bir kaos.

Ne olacak?

Ama susuyoruz, yalnızlığımızda, sahipsizliğimizde susuyoruz…

Çağ Donkişotluk çağını çok geçti.

Midye olup kapanıyoruz.

Orada güvendeyiz sanki; yanılsamalı bir güven içinde. Çıkamıyoruz işin içinden, güven kalmayınca.

Kalabalık değildik, azız…

Çok parada haram varsa, kalabalıkta da yalan var sanki.

Kalabalıkları etrafında tutmak için hepsine ayrı ayrı teselli üretmek çok zor olsa gerek.

Yeriniz kaldı mı?

Daraldıkça daraldık. Hep şu tembellikten, bilimi terk etmemizden, şükretmemizden, tevekküle sığınmamızdan… Bir de bunlara eklersek pısırık hâllerimizi, verip verip almayınca yerimiz daralıyor.

Korkumuz başladı, ölünce yerimiz olacak mı?

Öyle yaraları var ki iyileşmeyen…

Her yaralarından bizi çıkartıyorlar; suçlu biziz. Bunun için bizde yaralar açmak, bizi itibarsızlaştırmak istiyorlar haydutça.

Bir teselli ver!

Sevdiğimizin fiziksel görüntüsünü bir başkasıyla karşılaştırmak…

Bunu daha önce yapmış mıydık?

Bunu anımsamalıyız.

Yapmış olabilme ihtimalimiz yüksek.

O an yakalanır mıyız şiddetli utanma fırtınasına; bunun bize yakışmadığına, yakışmayacağına karar verir miyiz o an?

Yapmadıysak sorun yok.

Kıyaslarken kıyaslanmak; fiziksel ve fikirsel olarak çekici olmama hissine kapılmak…

O an, teselli hissine gereksinim duyuyoruz; maneviyatımız güçlenmese de sabrımız güçleniyor.

Tesellideyiz…

Bir gün zengin olacağız.