CHP Adana İl Başkanlığı’nın Cuma günü yaptığı basın toplantısı aslında bir toplantı değildi.

Adeta canlı yayında parti içi hesaplaşmaydı.

Genel Merkez adına toplantıya katılan Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi’nin önünde yaşananlar, CHP’nin Adana’da nasıl yönetildiğini de nasıl savrulduğunu da bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.

Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı çıktı ve kameraların önünde il ve ilçe örgütlerinin görevden alınmasını istedi.

Evet, yanlış okumadınız.

Partinin belediye başkanı, partinin örgütlerini Genel Merkez temsilcisinin gözünün içine baka baka hedef aldı.

Ama asıl bomba bu değildi.

Asıl bomba, Demirçalı’nın satır aralarında verdiği mesajdı.

Çünkü Ali Demirçalı açık açık şunu söyledi:

“Bu örgütlerin iradesi yok. Adana’da örgütü yöneten siyasi akıl başka yerde.”

Ve herkes biliyor ki o adres olarak işaret edilen isim Zeydan Karalar’dı.

Uzun zamandır CHP Adana’da konuşulan ama kimsenin yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği mesele bugün kameraların önünde patladı.

İddia şu:

İl örgütü de, ilçe örgütleri de, meclis üyeleri de bağımsız hareket etmiyor. Zeydan Karalar’ın siyasi gücüyle şekilleniyor, onun çizdiği hatta hizalanıyor.

Daha da ağır olan iddia ise şu:

Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı maddi güç, belediye şirketleri ve iş imkanları üzerinden örgüt üzerinde ciddi bir etki alanı oluşturulduğu konuşuluyor.

Bugün CHP içinde birçok kişi artık açık açık şunu soruyor:

Bir örgüt yöneticisi gerçekten özgür iradesiyle mi siyaset yapıyor, yoksa belediyedeki konumunu, maaşını ya da yakınlarının iş imkanını kaybetmemek için mi belirli bir çizgide duruyor?

Çünkü Adana’da artık sır değil…

İlçe yöneticilerinden parti aktörlerine kadar birçok ismin belediye şirketlerinde, belediyeye bağlı yapılarda ya da belediye imkanlarının etki alanında olduğu konuşuluyor.

Ve işte tam burada siyasetin en kirli tartışması başlıyor.

Bu düzenin adı halk arasında çok net konuyor:

“Siyasi rüşvet.”

Belki hukuki değil…

Ama siyasi ve ahlaki olarak toplum bunu böyle okuyor.

Çünkü belediye gücüyle oluşturulan ekonomik bağlılık, zamanla örgüt iradesini yok eder.

İnsanlar fikirleriyle değil, kaybedecekleri imkanlarla hareket etmeye başlar.

İşte Ali Demirçalı’nın bugün verdiği mesaj tam olarak buydu.

“Karşımda duran yapı doğal siyasi refleks değil; organize edilmiş bir güç mekanizmasıdır” demeye çalıştı.

Şimdi kimse çıkıp “parti içi demokrasi” masalı anlatmasın.

Ortada demokrasi değil, güç savaşı var.

Ortada örgüt iradesi değil, siyasi vesayet tartışması var.

Ve daha acısı şu:

CHP bunu artık kendi içinde bile saklayamıyor.

Anıl Tanburoğlu yönetimindeki il başkanlığı ise bu büyük krizin tam ortasında etkisiz, silik ve dağınık bir görüntü veriyor. Siyasi ağırlık koyamayan, kriz yönetemeyen, tarafsızlığını koruyamayan bir yapı oluşmuş durumda.

Adana’da bugün herkesin gördüğü gerçek şu oldu:

CHP örgütü ikiye bölünmüş durumda.

Bir tarafta Zeydan Karalar’ın belediye gücüyle büyüyen siyasi etkisi…

Diğer tarafta buna karşı ses yükseltenler…

Ve kavga artık fısıltıyla değil, kameraların önünde yapılıyor.

İşin ironik tarafı şu:

CHP iktidarı eleştirirken “tek adam düzeni” diyor ama Adana’da konuşulan şey tam olarak siyasi merkezileşme ve güç kontrolü.

Bugün yaşanan olay belki de uzun zamandır CHP Adana’da görülen en büyük siyasi kırılmalardan biridir.

Çünkü artık mesele kişisel tartışma değil.

Mesele, partiyi gerçekten örgütlerin mi yönettiği yoksa belediye gücüyle kurulan siyasi düzenin mi kontrol ettiği sorusudur.

Ve Ali Demirçalı bugün çıktı, herkesin sustuğu yerde bunu kameraların önünde söyledi.

Bundan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…