Her gün tazelenen yaralar içinde akıp geçiyor zaman...
Adalet yerini bulmadı, bulmuyor, buldurmuyorlar...

Üç yıllık yara... Çok da eski olmasa da işte bunun için tazeleniyor yaralar.
Bir yerini bulsa adalet, boşa gitmeyecek işte o zaman gözyaşları...

Üç yıl önce üç gün boyunca çığlıklar yükseldi. Herkes duydu o çığlıkları.
Kimi soğuktan donarak öldü, kimi fazla dayanamadı ama saha bomboştu üç gün boyunca.

Enkaz altında daha çığlıklar gelirken, henüz kesilmemişken nefesler, birileri millete parayla çadır satmıştı.
Sadece çadır mı? Kullanılmış kışlık giysi, ayakkabı...

Biz de depremzedeye parayla çadır satılırken, yabancı bir ülkeden gelen yardımlar arasında başka bir çadırın üstünde ise “Parayla satılmaz” yazıyordu.

Bizimkilerin yüzüne tokat gibi vurması gereken o yazı görmezden gelindi.

Bir koordinasyonsuzluk, acemilik ve enkazdan din sömürüsü devşirenleri de gördük.
Buldukları bir kazma kürekle, tırnaklarıyla göçüklerin altından bir cana ulaşan yurttaşların anında etrafını sardılar güvenlik güçleriyle.

Sonra sakalı göbeğinde adamlar, kameralar önünde “Allahu ekber” nidalarıyla omuzladı başkalarının kurtardığı depremzedeyi.

Enkazdan bir dini ritüel devşirilmesi de kapkara bir leke olarak geçti işte tarihimize.

Yarınları kucaklayacaklardı çocuklar, fidan gibi gençler; evlatlarının mürüvvetini görecekti analar, babalar…
Ve enkaz altında kaldı umutlar, anılar...

Deprem öncesinde Adana’da bir deprem dairesi kurulmasını önermişti Zeydan Karalar.
Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığında ilk dönemiydi.

O dönemde belediye meclisinde çoğunluk Cumhur İttifakı’ndaydı.
Zeydan Karalar, belediye meclisi toplantısında,“Adana deprem bölgesi. Bir deprem dairesi kuralım, tüm binaların envanterini çıkaralım, riskli binalarla ilgili önlem alalım” çağrısı yapmıştı ancak Cumhur İttifakı üyesi meclis üyeleri reddetmişti bu teklifi.

Sonra depremler oldu...
Adana, depremi en az kayıpla atlatan illerden biri olsa da 418 kişi yaşamını yitirdi.

418 ölümden sonra Karalar aynı teklifi sundu ve utanma belası Cumhur İttifakı bunu onayladı.

O teklif kabul edilseydi belki de daha az kayıpla atlatılacaktı deprem.

İnsan hayatıyla ilgili konularda bile bu kadar düşmanca davrananlar aslında cinayetle yargılanmalı ama tek bir soruşturma bile açılmadı o meclis üyelerine.

Hâlâ depremde yakınlarını kaybedenler adalet arıyor.
Hâlâ o yıkılan apartmanların önünde aileler gözyaşı döküyor.

Ve hâlâ 53 çocuk kayıp.

Aileler, “Çocuğumuzun bir kemiğini bulsak da razıyız” derken, depremin ilk günlerinde TBMM’de bu konu gündeme geldiğinde yine Cumhur İttifakı’nın bakan ve milletvekilleri “Kayıp çocuk yok” dediler.

Aileler sordu:
“Benim çocuğum kayıp değilse nerede?
Ben niye kayıp olmayan çocuğumu arayayım?”

Deprem öldürmez, alınmayan önlem öldürür.
Adaletsizlikse çürütür her şeyi.

Altı Şubat depremleri ne yüzyılın felaketiydi ne de takdiri ilahi.
Olası afetlere karşı önlemsizlik, hazırlıksız olmak, mühendis eli değmemiş yapılara imar afları...

Eğer bir gün hesabı sorulmazsa bunca rezilliğin, bu ölümlerin, adaletsizliğin, kirlenmişliğin;biz daha çok ölmeye devam edeceğiz.